Aile Olmaktan Vaz mı Geçiyoruz?
2025 yılı “Aile Yılı” ilan edildi. Ama sokakta, adliyede, sosyal medyada ve en çok da evlerin içinde dolaşan ruh hali bambaşka bir hikâye anlatıyor:

Erdem Talaş
talaserdem@gmail.com -Boşanmalar artıyor, evlilik yaşı yükseliyor, gençler “ev kurmak” yerine “tek başıma ayakta kalabilir miyim?” sorusuyla boğuşuyor. Peki gerçekten evlilik tarihe mi karışıyor, yoksa biz aileyi korumayı sadece sloganlara mı bıraktık?
Bugün bir gencin evlenmesi, romantik bir karar olmaktan çok ekonomik bir cesaret testine dönüşmüş durumda. Kira fiyatları uçmuş, düğün maliyetleri küçük bir servet, çocuk sahibi olmak ise neredeyse uzun vadeli bir finans planı gerektiriyor. Böyle bir tabloda “neden evlenmiyorsunuz?” diye sormak kolay; asıl zor olan, “nasıl evlenecekler?” sorusuna dürüst cevap verebilmek.
Aileyi ayakta tutan sadece sevgi değildir; güven duygusu, ekonomik istikrar, sosyal destek ve gelecek umudu da en az sevgi kadar önemlidir. Oysa bugün çiftler yalnızca birbirleriyle değil, hayatın ağır yüküyle de mücadele ediyor. İş güvencesinin zayıf olduğu, yarının belirsiz göründüğü bir ortamda insanlar uzun vadeli bağ kurmaktan çekiniyor.
Boşanmaların artması da tek başına “aile değerleri zayıfladı” diye açıklanamaz. Artık insanlar mutsuz oldukları ilişkilerde kalmak istemiyor; kadınların ekonomik ve sosyal olarak daha güçlü hale gelmesi, sorunlu evliliklerin daha görünür şekilde sona ermesine yol açıyor. Bu bir çöküş mü, yoksa dönüşüm mü — işte asıl tartışılması gereken nokta burada.
Öte yandan modern hayatın bireyselliği yücelten dili de evliliği zorlayan bir başka unsur. “Önce kendin”, “özgürlüğünü koru”, “bağlanma” gibi mesajlar, özellikle genç kuşakların ilişkilere bakışını değiştiriyor. Fedakârlık ve sabır gerektiren bir kurum olan evlilik, hız çağının ruhuna ters düşüyor.
Ama belki de asıl mesele şu: Aileyi korumak, sadece özel günlerde yapılan konuşmalarla ya da sembolik ilanlarla mümkün değil. Aileyi güçlendirmek; barınma politikalarından çalışma hayatına, eğitimden sosyal destek sistemlerine kadar bütüncül bir yaklaşım gerektirir. İnsanlara “aile kurun” demek yetmez; bunu mümkün kılacak şartları oluşturmak gerekir.
Bugün birçok genç, evliliği ertelemiyor; aslında imkânsız görüyor. Birçok çift boşanmıyor; tükeniyor. Ve birçok çocuk, kalabalık şehirlerin yalnızlığı içinde büyüyor.
Belki de sormamız gereken soru şu: Aile gerçekten zayıflıyor mu, yoksa biz aileyi ayakta tutan zemini mi kaybediyoruz?
2025 “Aile Yılı” olabilir. Ama eğer hayatın gerçekleri değişmezse, takvimde yazan bir başlık olmaktan öteye geçmeyecek. Çünkü aile, ancak insanların geleceğe güvenle bakabildiği yerde kök salar. Güven yoksa, en güçlü bağlar bile zamanla çözülür.
