03 Nisan 2026 - Cuma

Armağan Çağlayan’ın sahnesinde Seyfi Dursunoğlu yeniden doğdu

Armağan Çağlayan’ın sahneye taşıdığı “Seyfi Bey” bir süredir izleyiciyle buluşuyor. Ben de geçtiğimiz günlerde izleme fırsatı buldum.

Yazar - Aylin Öçsu. Kanal 6 Yazı İşl. Md.
Okuma Süresi: 3 dk.
Aylin Öçsu. Kanal 6 Yazı İşl. Md.

Aylin Öçsu. Kanal 6 Yazı İşl. Md.

-
Google News

 Açık söyleyeyim… Hiç beklemediğim kadar etkileyiciydi. Salondan çıktığımda kulaklarımda hâlâ Armağan Çağlayan’ın sesi, zihnimde ise Seyfi Dursunoğlu’nun o derin yalnızlığı vardı. 

Huysuz Virjin, 40 yaşından sonra sahneye çıkıp bambaşka bir hikâye yazmıştı. Ama Armağan Çağlayan da bu oyunla 60 yaşında adeta yeniden doğmuş. İki saat boyunca tek başına sahnede kalıp seyirciyi bir an bile koparmamak… Üstelik inişleriyle çıkışlarıyla, duygudan duyguya geçiren bir anlatıyla… Gerçekten etkileyici. 

Ben onu hep güçlü bir yapımcı olarak tanıdım. Açıkçası sahne için böyle bir performans sergilemesini beklemiyordum. Hatta çok büyük bir beklentiyle de gitmemiştim. Ama izledikten sonra fikirlerim tamamen değişti. 

Seyfi Dursunoğlu’nun hayatı… Babasından gördüğü o derin yaralar, sahne arkasında ödediği bedeller, son dönemlerindeki yalnızlık… Hepsi bir bir sahneye taşınıyor. Ama anlatılmıyor, yaşatılıyor. 

Armağan Çağlayan öyle bir bütünleşmiş ki karakteriyle… Sanki sadece bir hikâye anlatmıyor. Sanki gerçekten o hayatın içinden geçip geliyor. Seyfi Dursunoğlu ile yollarının kesiştiği anları anlatıyor gibi ama aslında çok daha fazlasını yapıyor: Onu sahnede yeniden var ediyor. 

 

Bir de o omuzlara yüklenen vasiyet hissi… Dursunoğlu’nun Çağlayan’a “Ben öldükten sonra sahneye çıkacaksın, takacaksın o sarı peruğu ve beni anlatacaksın” demesi… O anın ağırlığı, gözlerdeki gurur ve özlem… Hepsi salona geçiyor. 

Gösteri boyunca yer yer gülümseten, yer yer düşündüren anlar var. Siyasete çok girmeden yapılan küçük göndermeler bile salonda yankı buluyor. Ama asıl unutulmayan an… 

O polis çevirmesi hikâyesi. 

İnsanın içine işleyen, düğüm gibi oturan bir sahne… İzlerken sadece dinlemiyorsunuz, hissediyorsunuz. O an sanki sahnede Armağan Çağlayan değil, Seyfi Dursunoğlu var. Aynı öfke, aynı kırgınlık, aynı isyan… 

Ve en sonunda şunu anlıyorsunuz: 
Bu bir oyun değil. 
Bu bir hatırlatma. 

O gece salonda olanlar bilir… Ali Poyrazoğlu’nun ayağa kalkıp alkışlaması boşuna değildi. Çünkü sahnede sadece bir performans yoktu. 
Bir hayat vardı.

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.