Toplum İçinde Afili Yalnızlık

  • 25.07.2026
+ A -
Medeniyet... Dilimizden düşürmediğimiz ama bir türlü hayatımıza sokamadığımız o sihirli kelime.

Hepimizin ağzında aynı cümle var: "Avrupa'da böyle değil." Peki, orada olmayan ne? Kırmızı ışıkta korna çalan sürücüler mi? Çöpünü otomobilin camından fırlatanlar mı? Asansörden çıkana yol vermeden içeri dalanlar mı? Ya da telefona gömülüp etrafındaki dünyayı yok sayanlar mı?

Biz medeniyeti yanlış anlamışız. Marka giyinmeyi, son model telefona sahip olmayı, yabancı kelimeler serpiştirerek konuşmayı modernlik sanmışız. Oysa modern görünmek başka, medeni olmak bambaşka bir şey.

Bugün sokaklara bakın. Herkes haklı, herkes mağdur, herkes uzman... Ama kimse kusurlu değil. Trafikte kural tanımayan da haklı, kaldırıma aracını park eden de haklı, sırayı kaynak yapan da haklı. Bu ülkede tek suçlu, kurallara uymaya çalışan saf insanlar kaldı.

İşin en acı tarafı ise görme ve duyma yeteneğimizi kaybetmiş olmamız. Yerde düşen birini görmüyoruz. Yaşlı birinin ayakta yolculuk ettiğini fark etmiyoruz. Engelli rampasına park eden sürücüyü umursamıyoruz. Çünkü gözlerimiz var ama vicdanımızı kapatmışız.

Sonra dönüp "Asil Türk milleti..." diyoruz.

Evet, tam da burada durup kendimize sormamız gerekiyor: Hangi asalet?

Asalet; sosyal medyada klavye kabadayılığı yapmak değildir. Asalet, garsona tepeden bakmak değildir. Asalet, çocuğuna bağırıp başkasına nezaket dersi vermek hiç değildir.

Belki ağır gelecek ama başka kelime bulamıyorum. Modern görünümlü müptezeller üretmeye başladık. Yanlış anlaşılmasın; burada kastettiğim madde bağımlılığı değil. Gösterişe, bencilliğe, umursamazlığa ve "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" anlayışına bağımlı bir toplum hâline geldik.

Herkes özgürlük istiyor ama kimse sorumluluk istemiyor. Herkes saygı bekliyor ama kimse saygı göstermiyor. Herkes adalet arıyor ama kırmızı ışıkta ilk geçen kendisi olmak istiyor.

Toplum olarak en büyük sorunumuz ekonomi olmayabilir. Çünkü para kaybedilir, yeniden kazanılır. Ama karakter kaybedildiğinde yerine konması nesiller sürer.

Binalar yükseliyor, vicdanlar küçülüyor.

Araçlar lüksleşiyor, üslup kabalaşıyor.

Şehirler büyüyor, insanlar küçülüyor.

Ve en kötüsü de kimse bunun farkında değil.

Belki de artık aynaya bakmanın zamanı geldi. Sürekli siyaseti, ekonomiyi, belediyeyi, devleti suçlamadan önce bir kez de kendimize bakalım. Çünkü yere attığımız çöpü belediye değil biz atıyoruz. Trafikte küfrü devlet etmiyor. Komşumuza selam vermeyen de biziz, sırayı bozan da...

Medeniyet ithal edilen bir ürün değildir; evde başlar, sokakta devam eder, vicdanda kök salar.

Yoksa birbirimize karşı bu hoyratlığımız devam ettiği sürece, en modern binaların içinde yaşayan ama insanlığını yitirmiş kalabalıklar olmaktan öteye gidemeyeceğiz.

Ve o gün geldiğinde geriye tek bir gerçek kalacak:

Asaletini kaybeden bir toplumun gösterişi sadece afili bir yalnızlıktır.

Erdem Talaş • Diğer Yazıları

Erdem Talaş • Bütün Yazıları

Yorum Gönder

Yorumlar (0)