Yoğurt için UNESCO hamlesi
Gastronomist Süleyman Dilsiz: 272 dile Türkçe’den geçmiş ve bizlerle özdeşleşmiş “yoğurt”u sahiplenme vakti çoktan geldi..
Yaşam
Yayın: 06 Mayıs 2022 - Cuma - Güncelleme: 06.05.2022 20:15:39
Editör -
Okuma Süresi: 12 dk.

Üç kıtada yoğurdun izinde 17 ülke, 32 şehir!...
Ulusal ve uluslararası yerel kalkınma ile gastronomi kongre ve festivallerinde sunumlar ve
çalıştaylar gerçekleştiren yemek kitapları yazarı gastronomist Süleyman Dilsiz yeni bir
çalışmayla ilke imza attı.
Sürdürülebilir kalkınmada yerel mutfağın önemi, gastronomik potansiyelinin sorgulama
yöntemi ve yerel gastronomik değerlerin festivalleştirilmesi konularında çalışmalar yapan
yemek kitapları yazarı/Gastronomist Süleyman Dilsiz, şimdi de Kültür ve Turizm
Bakanlığı’na “Yoğurdun UNESCO Somut Olmayan Kültürel Varlık” olarak tescil edilmesi
için başvuruda bulundu.12 yıllık yoğurda dair her şeyi ele aldığı “the yogurt” çalışması
için alan çalışması da yapan, 29 gün kaldığı Sibirya’da 16 bin km, 7 şehir 16 oba ve
yurtta kalarak yoğurdun izini arayan Dilsiz, Türklerin dolaştığı Orta Doğu’da 3 ülke, kuzey
Afrika ve Balkanlar ile Kafkaslar’da da yoğurdun izini arayıp dolaştığımız coğrafyalardaki
yoğurt kültürünü keşfedip 365 tarifle çalışmasını tamamladı.
YOĞURT, ÜLKEMİZİN ASYA’DAN AVRUPA’YA TAŞIDIĞI EN ÖNEMLİ
DEĞERLERİNDEN
Gastronomist Süleyman Dilsiz, yoğurdun ‘UNESCO Somut Olmayan Kültürel Varlık’ olarak
tescil edilmesi için Kültür ve Turizm Bakanlığı’na yaptığı başvuruda özetle şu ifadeleri
kullandı:
“Coğrafyamızın gastronomik değerlerini sahiplenip tanıtılması ve ülkemizin çok renkli
kültürlerin kavşağında olmasının yarattığı avantajı somut ve soyut kültürel varlıklarımızın
dünya arenasına taşınması önemli bir misyon. Yoğurt, ülkemizin Orta Asya’dan
başlayarak dolaştığımız tüm coğrafyalara taşıdığı, tarihi çok gerilere giden ve kendisine
has ritüelleri olan en değerlilerimizden birisi. Bu vizyonla, Yakut Türkçesi’nde 2 bin yıldan
fazla Budist Türk metinleri, Divan-i Lugatit Türk, birçok dolaştığımız coğrafyalarda ki tıpkı
ritüeller vb geçmişini belgeleyebildiğim değerlerinden yoğurdun değerlerinden….. Sadece
yoğurttan üç yüzün üzerinde deyim ve atasözü bulunuyor. Yoğurdun bize ait icat
olduğunu uluslararası arenada gecikmiş haklı gururu için hedeflediğim “UNESCO SOMUT
OLMAYAN KÜLTÜREL VARLIK” olarak tescil edilmesi hususunu değerli bilgilerinize
sunarım.”
TÜRKLERİN DÜNYA GASTRONOMİSİNE HEDİYESİ
‘Gourmand Dünya Gurme Kitaplar Yarışması’nda En İyi Balık Kitabı seçilen “Kılçıksız
Balık”, Türkiye’nin ilk kahvaltı kitabı olma özelliğiyle, 7. baskısını yapan “Kahvaltıya Dair
Her Şey”, 4 mevsim 114 salata ve 56 sos tarifinin yer aldığı “Salataya Dair Her Şey” ve
son kitabı Gurmepedia ile gastronomi dünyasına katkı sağlayan Gastronomist Süleyman
Dilsiz, Türk kültürünün keşfettiği en önemli yiyeceklerden birisi olan yoğurt hakkında bir
kitap kaleme alma ve yoğurdu “UNESCO’dan Somut Olmayan Kültürel Varlık Tescili”
yaptırmak istemesindeki amacını da şöyle açıkladı:
“The Yogurt” başlıklı çalışmamda yoğurdun kökensel aidiyetinin peşine düşmekten çok, iki
bin yıldan fazla bu somut değerimizin zenginliğini ritüelleriyle birlikte nasıl bir Somut
Olmayan Kültürel Varlık haline geldiğini göstermek istiyorum. Tarih boyunca uğradığımız,
konakladığımız, yaşadığımız, sıkı ilişki içinde olduğumuz coğrafyalar ve Anadolu’da
Türkmen göçleriyle şekillenen illerdeki kültürel pratikler içinde yoğurdun nasıl bir merkezi
yeri olduğunu anlamaya çalıştım. Zaten ritüel ve tarif benzeşmelerini gördükçe ‘Yoğurt
Uygarlığı’nın binlerce yıldır varlığı görmüş olmaktayız. Bu çalışmayla kültürel anlamda
çeşitli uygulama ve tarifleri ve benzeşen ritüelleriyle yoğurdun Türklerin dünya
gastronomisine hediyesi olduğuna hep birlikte tanık olacağız. Yoğurdun, dünya
mutfaklarında ve beslenme kültürlerinde çok kısıtlı biçimlerde kullanılırken, bizim
kültürümüzde ve daha önce bulunduğumuz coğrafyalarda 365 farklı tarifle çok değişik
kullanımlarla temel bir gastronomi unsuru olması vurgulanacak. Anadolu’yla birlikte
yaşadığımız diğer coğrafyalarda var olan gizli kalmış yoğurt kullanım ve uygulama
zenginliğini gün yüzüne çıkarırken, diğer 4 kitabımda olduğu gibi yerel tatlarla fark
yaratmak da beni bu çalışmam konusunda daha çok motive etti. Her öğün
vazgeçemediğimiz kültürümüzün somut değerlerinden olan yoğurda uluslararası arenada
UNESCO ile hak ettiği değere kavuşturmak ve dünya gastronomi kültürüne ezber bozan
bir eser bırakmakta en büyük gururumuz olacağını da belirtmek isterim.”
272 DİLE TÜRKÇE’DEN GEÇMİŞ
Türklerin Orta Asya’dan yola çıktığından beri uğradığı coğrafyalarda günümüze izler
bırakarak geldiğini, bu izlerin en değerlilerinden birisinin de yoğurt ve kültürü olduğunu
belirten Süleyman Dilsiz, Yoğurdun 3 Kıtada 365 Tarifle Yolculuğu’nu kaleme aldığı
“TheYogurt” Yoğurt Uygarlığı çalışmasının projesi hakkında şu bilgileriverdi:
“Bizim dışımızda birçok ülkenin sahiplenip ülkelerinin itibarına ve ekonomilerine değer
yaratan ancak bizim ise aynı ölçüde değerlendiremediğimiz bir miras. Önüne hiçbir ulusun
adını alamayacak kadar 272 dile Türkçe’den geçmiş, bizlerle özdeşleşmiş ‘yoğurt’u
sahiplenme vakti çoktan geldi. Bu amaçla yoğurt üzerinden uygarlık maceramızı
araştırdım. Köklü uygarlık geleneğimizin sembolü olan yoğurdun yolculuğuyla
sürdürülebilir ülke itibarına katkı sağlamak için uluslararası düzeyde sahiplenmek temel
vizyonum. Ritüelleri ve kullanımlarıyla bir sağlık, kültür ve uygarlık sembolü olan yoğurt,
yolculuğuyla çok geniş ve farklı coğrafyalarda kök salmış ve iz bırakmış. Zaten
gezegenimizde bu kültürel mirasımıza toplumların daha sağlıklı beslenmesi yolunda bir
adım atılması bilinciyle hep birlikte sahip çıkmak gerekiyor. Öyle ki ülkemizin yemek
kültürünün ayrılmaz parçalarından olan “Geleneksel Tören Keşkeği” (2011), “Mesir
Macunu Festivali” (2012), “Türk Kahvesi ve Geleneği” (2013) ve “İnce Ekmek Yapımı ve
Paylaşımı Geleneği: Lavaş, Katrıma, Jupka, Yufka” (Azerbaycan, İran, Kazakistan,
Kırgızistan ve Türkiye ile ortak dosya) (2016) gibi projelerle somut olmayan kültür
varlıklarımızı dünya gündemine taşırken yoğurt kültür ve geleneklerimizin de bu
çerçevede ele alınabileceği düşünmekteyim.”
YOĞURT UYGARLIĞININ ZENGİNLİĞİNİ 365 TARİFLE DÜNYAYA TANITMAK
Yaklaşık 10 yıldır Sibirya (Altaylar), Kırım, Ortadoğu ve Balkanlar ile Orta Asya’dan
özellikle 1071 Malazgirt ile yoğun göç alan illerimizde (Denizli, Kütahya, Muğla, Antalya,
Isparta, Burdur) özellikle yoğurtla ilgili saha çalışmaları yaptığını dile getiren Gastronom
Süleyman Dilsiz,“Ritüellerini araştırdım. Yoğurda geç de olsa haklı gururunu yaşatmak
istedim. Köklü bir tarihe sahip ulusumuzun dünya kültürüne kattığı bu değer, sağlık ve
gastronomi adına bugün dünden daha da bir önem kazandı. Daha da kazanmaya devam
edecek.Öz Türkçe “yoğurt” sözcüğün önüne bir ulusun adını koymadan vurgulu bir
biçimde bu çalışmalarımı tamamladım. Kitaplaştırmayı da hedeflediğim bu çalışmamın
adını da “TheYogurt” demek öz değerimize küresel ölçekte sahip çıkarak, yoğurt
uygarlığının zenginliğini 365 tarifle dünyaya tanıtmak anlamına da geliyor. Çalışmamda
ulus olarak dolaştığımız coğrafyalarda: Kahvaltıda Yoğurt: 23 Tarif,Çorbada Yoğurt: 63
Tarif,Hamur işlerinde Yoğurt: 43 Tarif, Ana yemeklerde Yoğurt: 42- 59 Tarif,Salatada
Mezede Yoğurt: 30 Tarif,Tatlılarda Yoğurt: 16 Tarif,İçeceklerde Yoğurt: 14 Tarif,Vesaire &
Kilerde Yoğurt: 6 tarif bulunuyor.Bu değerimizin adımıza marka değerini tescil etmek ve
uluslararası bilinirliğini artırmak adına küreselde tanıtımını ve UNESCO Somut Olmayan
Kültürel Varlık olarak teyit edilmesi için kitaplaştırmak ve UNESCO’dan tescil edilmesi
hedefini taşıyorum.” diye konuştu.
YAKLAŞIK 2 BİN YILDAN FAZLA GEÇMİŞİYLE YAKUT TÜRKÇESİ’NDE YOĞURT
GEÇİYOR…
Tıpkı yoğurtta olduğu gibi ulusların geçmişiyle kültürel bağlarını besleyip, sahip
çıkmadıkça uygarlığa katkısının hep sınırlı kalacağını, yarattığı değerlerin başka uluslarca
sahiplenileceğini ve kendi varlıklarını sürdürebilmelerinin gün geçtikçe zorlaşacağına
dikkat çeken yemek kitapları yazarı Süleyman Dilsiz, “TheYogurt ile kitap çıkarma ve
UNESCO’dan somut olmayan kültürel varlık tescili hedefiyle iki bin yıldan fazla geçmişiyle
inşa edilen yoğurt uygarlığına mutlak sahip çıkılması gerektiğini düşünüyorum.
Bulunduğu coğrafyalarda ve komşularında Türk kültürünün en önemli miraslarından olan
yoğurt ile mayalama-hazırlık, sunum ve tarif gelenekleri ve ritüelleri üzerinden bu
sağlıklı, mistik uygarlık değerini anlatabilmek çok önemli. Neredeyse tüm dillere
Türkçe’den geçen yoğurdun yolculuğunu bilmek gerekiyor. Yaklaşık 2 bin yıldan fazla
Yakut Türkçesi’nde izleri sürülebilen ‘yoğurt’ kelimesinin varlığı ve yoğurt yapım ve
sunum teknik ve ritüellerinin Altaylar ve Toroslar ile göçün yoğun olduğu Anadolu
kentlerinde benzer olması çok değerli kültürel iz. Bin yıllık Budist Türk metinlerinde
yoğurdun geçmesi daha eski dünya uygarlıklarının yoğurda dair daha eski kaynak
sunamaması UNESCO somut olmayan kültürel varlık kategorisinde başvuruyu hak ediyor”
dedi.
ÇAY, ŞEKER, ZENCEFİL, KAKAO GİBİ ESKİ DÜNYANIN TARTIŞMASIZ EN KÖKLÜ
YİYECEKLERİNDEN
Altay Dağları bölgesinde değişik sürelerde kalarak yakın gözlemleme şansı bulduğu
yoğurt kültürünün farklı izlerini Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Balkanlar ile Anadolu’daki
ziyaretleriyle de perçinlediğini vurgulayan Dilsiz sözlerine şöyle devam etti:
“Yoğurdun mayalama sunum ve tarif ritüelleri Türk icadı olduğuna dair net bir fikir
edinme yönünde önemli nüveler topladım. Bu kadim kültür değerinin ritüelleriyle birlikte
sahip çıkmak da dünya uygarlık tarihine not düşmek aslında. Şöyle ki yoğurt sözcüğünün
ulusal kimliği, kökü, kökeni bellidir, özetle tescillidir. Gezegenimizdeki somut yolculuğu
bin yıldan daha fazla olan yoğurt; çay, şeker, zencefil, kakao gibi eski dünyanın
tartışmasız en köklü yiyeceklerinden.Yoğurdun yolculuğu, çayın Çin’den, şekerin
Hindistan’dan, pizzanın İtalya’dan, suşinin Japonya’dan, şinitzelin Avusturya’dan, tapasın
İspanya’dan, takonun Meksika’dan, mayonezin Fransa’dan çıkıp dünya mutfak
kültürlerine damga vurmasına benzer. Örnekler çoğaltılabilir.Burada önemli olan, verilen
örneklerin hepsinin ulusal kimliğinin belli olmasıdır. Suşi Japonca’dır, yemek de Japon
kültürüne aittir. Mayonez Fransızca’dır, yiyecek de Fransız kültürünün üretimidir vb. Bir
başka önemli nokta ise tako, suşi, tapas, pizza vb farklı olarak, yoğurdun gezegendeki
somut yolculuğunun bin yıldan fazla olması ve bulunduğumuz coğrafyalarda mutfakta,
halk tıbbında baskın kültür olması.”
YOĞURDA ESKİ TÜRKLER, TUZLUK DERLERMİŞ
Yoğurdun yüzyıllarca bulunduğumuz topraklarda adeta tuz yerine geçerek sofralarımızda
ritüelleriyle birlikte vazgeçilmez bir katık olduğunu aktaran Gastronom Süleyman
Dilsiz,“Öyle ki çorba ile diğer yemeklere katılan yoğurda eski Türklerde, "tuzluk" denmesi
de rastlantı değil. Tarihsel bulgular Türklerin, en eski dönemlerden beri geniş bir alana
kuzey-güney, doğu-batı yönüne 4 yönde yayıldıklarını gösteriyor. Atalarımızın konargöçer
yaşantılarının sonucu uğradıkları coğrafyalarda kendilerine ait birçok kültürel değeri de
taşıdıkları ve yaydıklarını gösteriyor. Bu coğrafya Orta Asya’nın sınırları ise doğuda Baykal
Gölü’nden batıda Hazar Denizi ve Ural Dağları’na; kuzeyde Sibirya bozkırlarından
güneyde Tanrı Dağları ve Gobi Çölü’ne uzanıyor. Bu coğrafyanın bütün dünya tarafından
kabul edilmiş siyasi adı da Türkistan.Türkistan yanında bu yolculuk Orta Doğu’dan
Afrika’ya, Balkanlardan orta ve batı Avrupa’ya kadar 3 kıtaya uzanıyordu. Bu
coğrafyalarda 16’sı devlet olmak üzere 124 hükümdarlık kurmuş bir ulus olarak birçok
kültürel birikimi bugünlere gelebilmiş. Sahiplendiğimiz sürece de kuşaklarca devam
edecek.”
YOĞURDUN HANGİ ULUS YA DA KAVİM TARAFINDAN BULUNDUĞUNA DAİR
SOMUT BİR BİLGİ YOK!
Günümüzde birçok ulusun yoğurdun ilk kez kendileri tarafından üretildiğini ileri sürerek,
kutsal beyazı sahiplendiklerinin altını çizen Süleyman Dilsiz sözlerine şöyle noktaladı:
“Bunlardan birisi de Yunanistan. Alfabesinde “y” harfi olmamasına rağmen “Greek
Yoghurt” olarak ülke itibarına ciddi katkı sağlıyorlar. Öyle bir kültür ki ülkesinde 20
yoğurtlu tarif çıkarken Anadolu’dan göç edenlere “yoğurtla vaftiz olmak” deyimi
bulunması bir kültürel miras olmadığının göstergesi gibi sanki. Aslında başlangıçta
yoğurdun hangi ulus ya da kavim tarafından bulunduğuna dair somut bir bilgi yok. Birçok
söylence bulunuyor. Yoğurt sözcüğünün öz Türkçe oluşu, yaşadığımız ve dolandığımız
coğrafyalarda yoğurtla ilgili en eski kaydın sekizinci yüzyıldan olması kabul edilse de
Yakutça’da yoğurt sözcüğü iki bin yıldan beri olması, göçlerle gittiği farklı coğrafyalarda
yoğurt kültürünün benzeşen izleri, yoğurt kültürünü devam ettirmiş ve bugünlere getirip
yoğurt uygarlığını inşa etmiştir.”
Fulya OMAÇ / İZMİR
Yorumlar (0)
İlginizi Çekebilir