PROTEZLER ARTIK DOĞAL EKLEM GİBİ

Hayatın koşuşturmacası içinde çoğumuzun unuttuğu, ancak kaybettiğimizde kıymetini anladığımız sessiz bir hazinemiz var.

Sağlık Yayın: 08 Nisan 2026 - Çarşamba - Güncelleme: 08.04.2026 10:05:00
Editör -
Okuma Süresi: 25 dk.
Google News

Dünya Sağlık Örgütünün (WHO) kuruluş yıl dönümü olan 7-13 Nisan tarihleri arasında kutlanan
Dünya Sağlık Haftası” kapsamında bir söyleşi gerçekleştirdiğimiz Ortopedi ve protez cerrahisinin
önde gelen isimlerinden Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Baran Şen, protez cerrahisindeki
teknolojik gelişmeleri, vücudun kendi kendini onarmasına imkan tanıyan biyolojik çözümleri ve iskelet
sağlığımızı korumanın altın kurallarını okurlarımız için değerlendirdi..

Modern dünyanın karmaşasında zenginliği banka hesaplarında arasak da asıl
servet, sabahları ağrısız bir vücutla uyanmak ve dingin bir zihinle güne başlamak.
Sağlığın değeri ne coğrafya tanıyor ne de zaman. Cihan padişahı Kanuni Sultan Süleyman, o meşhur
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi dizeleriyle koca bir imparatorluktan bile üstün tutmuştu
sağlığı. Binlerce kilometre ötede, farklı bir çağda en büyük dördüncü dinin kurucusu Buddha ise sağlığı
"en büyük armağan" olarak tanımlıyordu. Zenginlik ve refahın sembolü sayılan kadim İngiliz
atasözleri, gerçek hazinenin altın sandıklarında değil, dinç bir bedende saklı olduğunu vurgularken,
İngiliz siyaset adamı ve yazar Benjamin Disraeli, mutluluk ve güce giden yolun ancak sağlık
zemininden geçtiğini dile getiriyordu. Zira Disraeli’ye göre, sarsılmaz bir iktidarın ve kalıcı bir huzurun
yegane anahtarı, yine insanın kendi sıhhatinde gizliydi. Tarih boyunca büyük liderlerin ve düşünürlerin
bu ortak paydada buluşması, bugün modern tıbbın ulaştığı teknolojik zirvede bile geçerliliğini
koruyor. Bu farkındalıkla her yıl Dünya Sağlık Örgütünün (WHO) kuruluş yıl dönümü olan 7-13 Nisan
tarihleri arasında kutlanan Dünya Sağlık Haftası, bu yıl Sağlık İçin Birlikte: Bilimin Yanındayız
temasıyla düzenleniyor.

OP. DR. BARAN ŞEN İLE PROTEZ CERRAHİSİNDEKİ SON GELİŞMELERİ KONUŞTUK

Bu özel hafta kapsamında, cerrahi ustalığı bilimsel inovasyonla birleştiren, protez cerrahisinden
biyolojik tedavilere kadar uzanan geniş yelpazede insanlara hareket özgürlüğünü yeniden
kazandıran çok kıymetli bir ortopedist isimle bir araya geldik. Acıbadem Sağlık Grubu bünyesindeki
İzmir Kent Hastanesi’nde Ortopedi ve protez cerrahisinin önde gelen isimlerinden Ortopedi ve
Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Baran Şen ile geleneksel yöntemlerin yerini alan robotik teknolojileri,
vücudun kendi kendini onarmasına imkan tanıyan biyolojik çözümleri ve iskelet sağlığımızı korumanın
altın kurallarını konuştuk.

AMAÇ HER ZAMAN EN DOĞRU TEDAVİYİ, EN AZ MÜDAHALE İLE SUNMAK

Soru : Değerli doktorum, sizinle tanışıklığımız 10 yıl öncesine, Çeşme Devlet Hastanesi’ndeki
görevinize uzanıyor. 2016 yılında birçok uzmanın ameliyat önerdiği parçalı ayak bileği kırığımı,
bilimsel yaklaşımınız ve kişiye özel tedavi anlayışınızla ameliyatsız iyileştirerek, ömür boyu
taşıyacağım vidalardan kurtulmamı sağladınız. Bu yaklaşımınızla dikkat çeken bir başarıya imza
attınız. O süreçte yalnızca bir tedavi süreci yaşamadım, aynı zamanda hastaya dokunan, güven
veren bir hekimlik anlayışına da yakından tanıklık ettim. Benim parçalı kırığımı ameliyatsız
iyileştiren o bilimsel öngörü, yedi yıldır Acıbadem çatısı altında nasıl bir vizyona dönüştü? Günümüz
ortopedisinde ameliyatsız tedavi seçeneklerinin gelişiminden ve bu alandaki bilimsel ilerlemeden
bahsederek başlasak söyleşimize…
Cevap: Öncelikle tekrar geçmiş olsun. Zor ama sonucu oldukça memnun edici bir süreçti. Sorunun
cevabına gelecek olursak, ortopedide ameliyatsız tedavi seçenekleri son yıllarda hem teknolojik
gelişmeler hem de bilimsel verilerin artmasıyla birlikte önemli bir ivme kazandı. Eskiden cerrahi
müdahale gerektirdiği düşünülen pek çok vaka, artık doğru hasta seçimi, detaylı görüntüleme
yöntemleri ve kişiye özel planlama sayesinde ameliyatsız olarak başarılı şekilde yönetilebiliyor. Senin
yaşadığın süreç de bu yaklaşımın somut bir örneği. Parçalı ayak bileği kırıklarında çoğu zaman cerrahi

ön plana çıksa da doğru değerlendirme ve yakın takip ile vücudun kendi iyileşme mekanizmasını
destekleyerek başarılı sonuç almak mümkün olabiliyor. Burada en kritik nokta, hastayı bir bütün
olarak değerlendirmek ve vücudun doğal iyileşme potansiyelini destekleyen bir yol izlemek. Bağ
dokusu iyileşmesi, kemik kaynama süreçleri ve kas dengesi gibi faktörler bilimsel veriler ışığında
doğru yönlendirildiğinde, cerrahi dışı yöntemlerle oldukça yüz güldürücü sonuçlar elde etmek
mümkün oluyor. Dünya Sağlık Haftası’nın bu yılın teması “Sağlık İçin Birlikte: Bilimin Yanındayız”
yaklaşımı da tam olarak bunu ifade ediyor. Bilimsel verilerden kopmadan, hastaya özgü çözümler
üretmek ve gereksiz müdahalelerden kaçınmak. Amaç her zaman en doğru tedaviyi, en az müdahale
ile sunmak. Bu yaklaşım iyileşmeyi hızlandırırken, hastaların yaşam kalitesini koruyarak tedaviyi daha
konforlu hale getiriyor.

PROTEZ ÖMRÜ 25 YILIN ÜZERİNE ÇIKTI

Soru: Bu sorumda yine 10 yıl öncesine uzanmak istiyorum. O dönem hastanede yattığım 28 günlük
süre boyunca, sizin cerrahideki ustalığınıza duyulan güvenin sınırları nasıl aştığını yakından
gördüm. Sırf sizin elinizden şifa bulmak için ülkemizin farklı şehirleri dışında yurtdışından da gelen
hastaların ameliyat sonrası memnuniyeti hala hafızamda. O günden bugüne tıp dünyası büyük bir
evrim geçirdi. Ortopedi de robotik cerrahiden 3D yazıcılara kadar teknolojinin en yoğun kullanıldığı
branşlardan biri. Artık neredeyse uzay çağı teknolojileriyle yönetiliyor. Bugün protez cerrahisinde
teknik gelişmelerin ulaştığı seviye ve kullanılan protezlerin ömrü hakkında neler söylersiniz?
Cevap: Nazik sözleriniz ve 10 yıl önce hastane koridorlarında şahit olduğunuz o güven tablosuna
dayanan bu kıymetli tanıklığınız için teşekkür ederim. Tıp dünyası son 10 yılda adeta kabuk değiştirdi.
O zamanlar hayal gibi görünen pek çok şey, bugün artık standart birer uygulama haline geldi. Sizin
de uzay çağı olarak adlandırdığınız bu yeni dönemde, artık ameliyat masasına tecrübemizle birlikte
dijital yol arkadaşımızla oturuyoruz. Robotik sistemler sayesinde, her hastanın diz veya kalça yapısını
tıpkı bir harita gibi önümüze açıyoruz. Hata payını neredeyse sıfıra indiren bu teknoloji, protezin
vücutla kusursuz bir uyum yakalamasını sağlıyor. Yani artık protez takılan bir hasta, onu vücudunda
yabancı bir parça gibi değil, kendi eklemiymiş gibi hissediyor. Takılan protezin ömrü ise hastanın
aktivite düzeyine ve cerrahinin başarısına bağlı olarak 25 yılın üzerine çıkmış durumda.

AMELİYATIN ERTESİ GÜNÜ İLK ADIM

Soru: Peki bu teknolojik gelişmede hastalar ne kadar sürede ayağa kalkabiliyor ve günlük
yaşamlarına dönebiliyor?
Cevap: Teknolojinin insan hayatına dokunan en güzel yanı hız oldu. Haftalarca süren zorlu iyileşme
dönemleri artık geride kaldı. Modern teknikler ve kişiye özel üretilen malzemeler sayesinde,
hastalarımız operasyonun hemen ertesi günü ilk adımlarını atabiliyor. Ağrı kontrolündeki büyük
başarı sayesinde hastanede yatış süreleri kısalıyor, sosyal hayata dönüş belirgin şekilde hızlanıyor.
Bilim bize en keskin ve en güvenli yolu gösteriyor, bizler de bu yolu hastalarımızın konforu için
kullanıyoruz. Amacımız insanlara ağrısız, hareketli ve özgür bir yaşamı yeniden hediye etmek.

CERRAHİ MÜDAHALE HANGİ AŞAMADA KAÇINILMAZ OLUR?

Soru: Doğum oranlarının düşmesi ve yaşam süresinin uzamasıyla Türkiye, çok yaşlı nüfuslu
ülkeler sınıfına doğru ilerliyor. Hata mevcut eğilim sürerse, 2050 yılında her 5 kişiden birinin yaşlı
olması bekleniyor. Bunun yanı sıra özellikle masa başı yaşamın yaygınlaşmasıyla birlikte dizlerde
kireçlenme ve eklem rahatsızlıkları erken yaşlarda da sık görülmeye başladı. Bu tabloyu
düşündüğümüzde, diz protez ameliyatlarına olan ihtiyaç giderek yükseliyor. Peki, hangi aşamada
cerrahi tedavi gündeme geliyor ve hastalar için diz protezi kararı neye göre veriliyor?
Cevap: Dediğiniz gibi artan yaşlı nüfus ve hareketsiz yaşam tarzının yaygınlaşmasıyla birlikte diz
kireçlenmesi daha sık ve daha erken yaşlarda karşımıza çıkıyor. Bu durum da diz protez ameliyatlarını
giderek daha önemli bir tedavi seçeneği haline getiriyor. Bu noktada cerrahi tedavi kararı, hastanın
günlük yaşamını etkileyen şikayetlerin düzeyi, klinik bulgular ve uygulanan tedavilere verilen yanıt
doğrultusunda belirleniyor. İlk aşamada ilaç tedavisi, fizik tedavi, egzersiz programları ve eklem içi
enjeksiyonlar gibi cerrahi dışı yöntemler öne çıkıyor. Ancak bu tedavilere rağmen ağrının devam

etmesi, yürüme mesafesinin belirgin şekilde azalması, merdiven inip çıkmanın zorlaşması ve gece
ağrılarının ortaya çıkması, cerrahi seçeneği gündeme getiriyor. İleri evre kireçlenmede eklem
aralığında belirgin daralma, kıkırdak yapıda ciddi hasar ve dizde şekil bozukluğu ile birlikte şiddetli ağrı
ve hareket kısıtlılığı görülüyorsa diz protezi kalıcı ve etkili bir çözüm sunuyor. Bu süreçte hastanın
yaşı, genel sağlık durumu ve yaşam beklentileri birlikte değerlendirilerek en uygun zamanlama
planlanıyor. Doğru zamanda yapılan diz protez ameliyatı, hastaya ağrısız hareket etme imkanı
kazandırırken günlük yaşama daha güvenli ve konforlu bir dönüş sağlıyor.

HER İKİ DİZİN AYNI SEANSTA AMELİYAT EDİLMESİ MÜMKÜN

Soru: Bazı hastalarda her iki diz için de protez ihtiyacı doğabiliyor. Bu durumda hastaların en çok
merak ettiği konulardan biri de iki ameliyat arasındaki süre oluyor. İki diz protezi ameliyatı aynı
anda mı yapılabilir mi, yoksa belirli bir süre beklemek mi daha sağlıklı?
Cevap: Bu karar tamamen hastanın genel sağlık durumu, yaşı, kas gücü ve eşlik eden hastalıklarına
göre belirlenir. Günümüzde uygun hastalarda her iki dizin aynı seansta ameliyat edilmesi mümkün.
Bu yöntemin en önemli avantajı, tek anesteziyle sürecin tamamlanması ve rehabilitasyon döneminin
tek seferde geçirilmesidir. Ancak her hasta için aynı yaklaşım uygun olmayabilir. Özellikle ileri yaşta
olan, kalp-damar hastalığı bulunan ya da genel durumu uzun süren cerrahiyi kaldırmakta
zorlanabilecek hastalarda ameliyatları iki aşamada planlamak daha güvenli bir seçenek oluşturur.
Bu durumda genellikle ilk ameliyattan sonra hastanın toparlanma süreci beklenir. Ortalama olarak 2
ila 3 ay içinde ikinci ameliyat planlanabilir. Bu süre, hastanın yürüyüş kapasitesine ulaşması, kas
gücünü yeniden kazanması ve genel kondisyonunun uygun hale gelmesi açısından önem taşır.
Amaç, hastaya en konforlu ve en güvenli süreci sunmaktır. Doğru zamanlama ile yapılan planlama
sayesinde her iki dizde de başarılı sonuçlar elde edilebilir ve hasta günlük yaşamına çok daha güçlü bir
şekilde dönebilir.

İYİLEŞME SÜRECİNDE DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER

Soru: Ameliyat sonrası hastalar nelere dikkat etmeli, özellikle neleri yapıp, nelerden kaçınmalı?
Cevap: Diz protezi ameliyatı sonrasında elde edilen başarılı sonucun kalıcı hale gelmesi, hastanın
ameliyat sonrası süreci nasıl yönettiğiyle doğrudan ilişkili. Bu noktada en belirleyici unsur, fizik tedavi
ve egzersiz programına düzenli şekilde devam edilmesi. Diz çevresindeki kasların güçlenmesi, eklemin
doğru çalışmasını sağlarken hastanın günlük yaşamına daha güvenli ve konforlu şekilde dönmesine
katkı sunar. Ameliyat sonrası dönemde hastanın önerilen egzersizleri aksatmaması, verilen hareket
kısıtlamalarına uyması ve kontrol randevularını düzenli sürdürmesi büyük önem taşır. İlk haftalarda
ani hareketlerden kaçınmak, diz üzerine aşırı yük bindirmemek ve düşme riskine karşı dikkatli olmak
gerekir. Bununla birlikte uzun süre hareketsiz kalmamak, kilo kontrolünü sağlamak ve diz sağlığını
destekleyen bir yaşam tarzını benimsemek de sürecin önemli bir parçasını oluşturur. Uygun şekilde
yönetilen bir iyileşme süreci, protezin ömrünü uzatırken hastanın aktif ve bağımsız bir yaşam
sürmesine katkı sağlar.

FİZİK TEDAVİ İYİLEŞME HIZINI ARTIRIR

Soru: İyileşme sürecinde fizik tedavinin önemine dikkat çektiniz, fizik tedavi sürecinin başarıdaki
rolü ne kadar kritik?
Cevap: Fizik tedavi süreci, başarılı bir cerrahi operasyonun en önemli tamamlayıcısıdır. Ameliyat
masasında sağlanan teknik başarı, doğru bir rehabilitasyon programıyla taçlandığında kalıcı hale gelir.
Fizik tedavi kasların güçlenmesini, eklem hareket açıklığının geri kazanılmasını ve hastanın yeni
eklemiyle uyum içinde yaşamasını sağlar. Bu süreç, iyileşme hızını artırırken hastanın sosyal hayata
çok daha özgür adımlarla dönmesine imkan tanır.

EN BÜYÜK HATA “İYİLEŞTİM” DİYEREK EGZERSİZİ BIRAKMAK

Soru: Ameliyat sonrası en sık yapılan hatalar neler?
Cevap: Ameliyat sonrası süreçte en sık karşılaştığımız durum, hastalarımızın 'iyileştim' düşüncesiyle
egzersiz disiplininden uzaklaşmasıdır. Kasları güçlendirmek sabır isteyen bir süreçtir ve programın

yarım bırakılması iyileşme hızını yavaşlatır. Bir diğer önemli konu ise hareketsizliktir, eklemime zarar
veririm korkusuyla hareketten kaçınmak yerine, doktor kontrolünde yürüyüşlere devam etmek
başarıyı getirir. İlaçların ve hijyen kurallarının düzenli takibi, bu yolculuğun en güvenli şekilde
tamamlanmasını sağlar.

PROTEZ VARLIĞI HİSSEDİLMİYORSA BAŞARI TAMDIR

Soru: Başarılı bir diz protezi ameliyatını siz nasıl tanımlarsınız?
Cevap: Başarılı bir diz protezi ameliyatı hastanın ağrılarından tamamen kurtulması, hareket
kısıtlılığının sona ermesi ve en önemlisi kişinin protez taşıdığını unutarak günlük yaşamına devam
etmesidir. Teknik açıdan milimetrik hassasiyetle yerleştirilen, dokuyla kusursuz uyum sağlayan ve
hastaya doğal eklem hissi veren her operasyon bizim için bir başarı hikayesidir. Hastamızın yüzündeki
o memnuniyet ifadesi, başarımızın en net ölçüsüdür.

GELECEĞİN CERRAHİSİ: YAPAY ZEKA VE BİYOTEKNOLOJİ

Soru: Önümüzdeki 10 yılda diz protezi cerrahisinde ne gibi yenilikler bekleniyor?
Cevap: Önümüzdeki 10 yıl, ortopedide kişiselleştirilmiş tıp kavramının zirveye ulaştığı bir dönem
olacak. Yapay zeka destekli cerrahi planlamalar, 3D yazıcılarla tamamen kişinin kemik yapısına özel
üretilen biyolojik implantlar ve akıllı protez teknolojileri hayatımıza girecek. Sensörlü protezler
sayesinde hastanın aktivite düzeyi ve protezin durumu anlık olarak takip edilebilecek. Bilim, insan
vücudunun onarım gücüyle teknolojiyi çok daha derin bağlarla birleştirmeye devam edecek.

BİYOLOJİK TEDAVİLERLE AMELİYATI ERTELEMEK MÜMKÜN

Soru: Ortopedik cerrahideki bu uzay çağı gelişmeleri elbette çok kıymetli. Ancak iş ameliyat
masasına gelmeden önce, dizlerdeki sıvı kaybı ve kıkırdak aşınması gibi sorunları henüz başlangıç
aşamasındayken durdurmak, eklem sağlığını uzun yıllar korumak adına neler yapılmalı? Doğru
beslenme, bilinçli spor ve erken teşhisle ameliyat sürecini ne kadar erteleyebiliriz?
Cevap: Çok haklısınız, cerrahi her zaman bizim en son seçeneğimizdir. Dizlerdeki sıvı kaybı, aslında
eklemlerimizin yağsız kalması gibidir. Bilimsel veriler ışığında baktığımızda, erken dönemde atılacak
adımlar hayat kurtarıcı oluyor. Bugün artık diz içi enjeksiyonlar, kök hücre uygulamaları, ekzozomlar,
biyolojik greftler ve PRP gibi biyolojik tedavilerle o kaybı yerine koyabiliyor ya da süreci ciddi oranda
yavaşlatabiliyoruz. Ancak en büyük mucize harekettir. Diz çevresindeki kasları güçlü tutmak, ekleme
binen yükü azaltarak sıvı kaybının etkilerini minimuma indiriyor. Halk arasında dizim ağrıyor, hiç
yürümeyeyim düşüncesi hakimdir. Oysa tam tersine eklem, hareket ettikçe beslenir. Doğru bir
egzersiz planı, sağlıklı bir kıkırdak yapısı için en büyük teminattır.

VÜCUDUN KENDİNİ İYİLEŞME GÜCÜ BİYOLOJİK TEDAVİLER

Soru: Günümüzde artık sadece bozulan tamir edilmiyor, vücudun kendini onarması da biyolojik
tedavilerle mümkün diyorsunuz. Bu süreci biraz açar mısınız?
Cevap: Kesinlikle öyle. Geleneksel yöntemlerde hedef, sadece ağrıyı dindirmek veya bozulanı
değiştirmekti. Ancak biyolojik tedavilerle biz, biyolojik saati biraz geriye almaya çalışıyoruz
Hasarlı dokuyu onarması için vücuda ihtiyaç duyduğu bilimsel desteği sağlıyoruz. Diz ve eklem
sağlığında kullandığımız kök hücre tedavileri, ekzozomlar ve biyolojik greftler, aslında vücudun kendi
eczanesinden alınan şifadır. Özellikle hastanın kendi dokusundan elde edilen bu hücreler, hasarlı
bölgeye ulaştığında oradaki hücreleri onarıma teşvik ediyor. Bu yöntemler sayesinde kıkırdak
aşınmasını yavaşlatıyor, eklem içindeki yangıyı (enflamasyonu) dindiriyor ve dokuların kendini
yenilemesine imkan tanıyoruz. Dokunun henüz tamamen kaybolmadığı aşamalarda uygulanan bu
bilimsel yöntemler, pek çok hastamız için ameliyat sürecini yıllarca erteliyor.

ERKEN TEŞHİS, YÜKSEK BAŞARI

Soru: Bu biyolojik mucize olarak adlandırılan yöntemlerin başarı oranını neler belirliyor? Her yaş
grubundaki hastamız bu yenileyici tedavilerden aynı verimi alabiliyor mu, yoksa bilimsel açıdan en
ideal bir başvuru zamanı var mı?

Cevap: Harika bir soru. Bilimin bize öğrettiği en önemli gerçek, zamanlamanın başarının anahtarı
olduğudur. Vücudun kendi kendini onarma potansiyeli her yaşta mevcuttur, ancak bu potansiyelin
gücü biyolojik yaşa ve hasarın derinliğine göre değişkenlik gösterir. Doku hasarının henüz başlangıç ve
orta seviyede olduğu dönemlerde uygulanan biyolojik tedaviler, cerrahiye giden yolu neredeyse
tamamen kapatabiliyor. Genç hastalarda hücre yenilenme hızı daha yüksek olsa da, ileri yaştaki
hastalarımızda da doğru protokollerle yaşam kalitesini artıracak, ağrısız bir süreç başlatabiliyoruz.

KALÇA KİREÇLENMESİNDE BİYOLOJİK TEDAVİLER NE KADAR ETKİLİ?

Soru: Peki kök hücre ya da PRP gibi biyolojik tedaviler kalça kireçlenmesinde de etkili mi? Kalça
Protezi ameliyatını geciktirebilir, hatta engelleyebilir mi?
Cevap: Kök hücre ve PRP gibi biyolojik tedaviler, kalça kireçlenmesinin özellikle erken ve orta
evrelerinde etkili sonuçlar verebiliyor. Bu dönemde ağrıyı azaltmak, hareket kabiliyetini artırmak ve
hastalığın ilerleme hızını yavaşlatmak açısından önemli katkı sağlıyor. Doğru hasta grubunda
uygulandığında, protez ameliyatını yıllarca ertelemek mümkün olabiliyor. Ancak hastalık ileri evreye
ulaştığında, yani kıkırdak yapının büyük ölçüde ortadan kalktığı ve kemiklerin birbirine temas ettiği
durumlarda bu tedavilerin etkisi sınırlı kalıyor. Bu aşamada sağlanan fayda daha çok geçici rahatlama
ile sınırlı oluyor. Dolayısıyla biyolojik tedaviler, doğru zamanda ve uygun hastada uygulandığında
güçlü bir alternatif sunarken, ileri evre kireçlenmede kalıcı ve kesin çözüm çoğunlukla protez
ameliyatı oluyor.

“YAŞIN GEREĞİ” DİYEREK KALÇA AĞRISINI HAFİFE ALMAYIN

Soru: Kalça ağrısını “hareketsizliğin” veya “yaşın doğal bir parçası” olarak gören ve bu nedenle
tedaviyi önemsemeyen çok sayıda hasta var. Bu yaklaşım ne gibi riskler doğuruyor? Ne zaman
mutlaka bir uzmana başvurulmalı?
Cevap: Kalça ağrısını hareketsizliğin ya da yaşın doğal bir sonucu olarak görmek, çoğu zaman tedavi
sürecinin gecikmesine neden olur. Oysa kalça eklemindeki sorunlar erken dönemde fark edildiğinde,
cerrahi dışı yöntemlerle kontrol altına alınabilir ve hastalığın ilerlemesi yavaşlatılabilir. Ağrının giderek
artması, yürürken aksama, oturup kalkarken zorlanma, merdiven çıkarken belirgin rahatsızlık hissi ve
gece ağrılarının başlaması, mutlaka dikkate alınması gereken önemli işaretlerdir. Bu belirtiler ortaya
çıktığında bir uzmana başvurmak, hem hastalığın seyrini doğru yönetmek hem de daha ileri tedavi
seçeneklerini zamanında değerlendirmek açısından büyük önem taşır. Erken dönemde yapılan doğru
müdahaleler, hastanın yaşam kalitesini korurken ilerleyen süreçte daha kapsamlı tedavilere duyulan
ihtiyacı da azaltabilir.

KALÇA PROTEZİNDE GEÇ KALMANIN BEDELİ

Soru: Kalça protezi ameliyatı denince hastalarda ciddi bir endişe oluşuyor. Bu korkular da ameliyat
kararı almalarını son ana kadar erteletiyor. Kalça protezinde geç kalmanın bedeli ne oluyor?
Cevap: Kalça protezi ameliyatını ertelemek, hastalığın ilerlemesine ve yaşam kalitesinin giderek daha
fazla düşmesine yol açar. Zaman içinde ağrı şiddeti artar, hareket kabiliyeti belirgin şekilde azalır ve
hasta günlük ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanmaya başlar. Bu süreçte kas gücü zayıflar, eklemdeki
deformite artar ve yürüme dengesi bozulur. Gecikmiş vakalarda ameliyat teknik olarak daha zor hale
gelebilir ve iyileşme süreci de daha uzun sürebilir. Özellikle uzun süre hareketsiz kalan hastalarda kas
kaybı ve genel kondisyon düşüklüğü, ameliyat sonrası toparlanmayı olumsuz etkiler. Oysa doğru
zamanda yapılan kalça protezi ameliyatı, hastaya ağrısız hareket etme imkanı sunar ve yaşam
kalitesini belirgin şekilde artırır. Bu nedenle ağrıyı kabullenerek beklemek yerine, uygun zamanda
müdahale edilmesi hem ameliyat başarısını hem de iyileşme sürecini olumlu yönde etkiler.

MODERN CERRAHİNİN KALÇA PROTEZİNE YANSIMALARI

Soru: Teknolojideki gelişmeler kalça protezi ameliyatlarını nasıl değiştirdi? Hastaya sağladığı
avantajlar neler?
Cevap: Teknolojideki gelişmeler, kalça protezi ameliyatlarını hem cerrah hem de hasta açısından çok
daha güvenli ve öngörülebilir hale getirdi. Gelişmiş görüntüleme teknikleri, ameliyat öncesi

planlamanın daha hassas yapılmasını sağlarken, cerrahi sırasında kullanılan modern ekipmanlar ve
yeni nesil implant tasarımları operasyonun doğruluğunu artırıyor. Minimal invaziv yaklaşımlar
sayesinde kas ve yumuşak dokular daha iyi korunuyor, bu da ameliyat sonrası ağrının azalmasına ve
iyileşme sürecinin hızlanmasına katkı sunuyor. Aynı zamanda protez materyallerinde sağlanan
ilerlemeler, implantların dayanıklılığını artırarak daha uzun ömürlü kullanım imkanı sağlıyor. Tüm bu
gelişmelerin sonucunda hastalar daha kısa sürede ayağa kalkabiliyor, hastanede kalış süreleri kısalıyor
ve günlük yaşamlarına daha hızlı, daha konforlu bir şekilde geri dönebiliyor. Bu da kalça protezi
ameliyatlarını günümüzde yüksek hasta memnuniyeti sağlayan, güvenilir bir tedavi seçeneği haline
getiriyor.

TÜRKİYE PROTEZ CERRAHİSİNDE DÜNYANIN ÖNDE GELEN MERKEZLERİNDEN

Soru: Protez cerrahisindeki teknolojik gelişmelerden ve bu yeniliklerin hastaya sunduğu konfordan
bahsettiniz. Bu noktada Türkiye protez cerrahisinde uluslararası alanda nasıl bir konumda?
Cevap: Türkiye, diz ve kalça protezi cerrahisinde bugün dünyanın en güçlü merkezlerinden biri
konumunda. Sahip olduğumuz ileri teknolojik altyapı, robotik cerrahi sistemleri ve yüksek cerrahi
tecrübemizle uluslararası standartların üzerinde hizmet veriyoruz. Dünyanın dört bir yanından gelen
hastaların ülkemizi tercih etmesi, Türk tıbbının bu alandaki küresel güvenilirliğinin bir sonucu. Bilimin
ışığında ulaştığımız bu nokta, sağlık turizminde ülkemizi bir çekim merkezi haline getiriyor.

ALTIN KURAL: EKLEMLERİNİZİ HAREKETLE YAŞATIN

Soru: Doktorum bu bilgilendirici ve samimi söyleşi için teşekkür ediyor, aynı zamanda senin ve tüm
sağlık çalışanlarının Dünya Sağlık Haftası’nı kutluyorum. Sağlık için verdiğiniz emekler çok değerli,
var olun. Son olarak hareket özgürlüğünü korumak isteyenlere vereceğin en altın kural nedir? Ve
son olarak neler söylemek istersin?
Cevap: Böylesine kapsamlı ve keyifli bir söyleşi ile nazik sözleriniz için ben teşekkür ederim.
Vücudumuz aslında bizden çok basit bir şey ister: hareket. Hareket etmeyen bir eklem, zamanla
gücünü ve esnekliğini kaybeder. Bu nedenle uzun yıllar sağlıklı kalmanın en temel altın kuralı;
“Eklemlerinizi hareketle yaşatın” ilkesidir. Hareket, iskelet ve kas sistemimizin en doğal ilacıdır.
Vücudumuzdaki her eklem, kullanıldıkça beslenen ve güçlenen bir yapıya sahiptir. Sağlıklı bir gelecek
için bilinçli hareket etmeli, ideal kilomuzu koruyarak eklemlerimize saygı duymalı ve vücudumuzun
verdiği küçük sinyalleri ciddiye alarak erken önlem almalıyız. Unutmayın, hareket özgürlüğü hayata
aktif bir şekilde tutunmanın en temel anahtarıdır.

Fulya OMAÇ / İZMİR

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.