FATİH SULTAN MEHMET ‘KKTC’NİN DÜNÜ VE BUGÜNÜ’ ANLATTI
İstanbul 29 Mayıs 1453'te tamamlanan kuşatma ile 570 yıl önce Osmanlı Devleti 7. padişahı Fatih Sultan Mehmet komutasında fethedilince, Türk, dünya ve Anadolu tarihi açısından birçok denge değişti.
Gündem
Yayın: 29 Mayıs 2023 - Pazartesi - Güncelleme: 29.05.2023 22:27:00
Editör -
Okuma Süresi: 25 dk.

Devlet imparatorluk haline geldi, sonrasında üç kıtada
hüküm süren dünya imparatorluğuna dönüştü. İpek yolunun ve boğazların denetimi
Osmanlıya geçti, Bizans İmparatorluğu'na son verildi ancak Ortodoks Kilisesi'nin varlığı
korundu, Orta Çağ kapandı, yeni Çağ başladı gibi fetihle birlikte birçok önemli gelişme
yaşandı.
Osmanlı İmparatorluğu İstanbul’u fethettikten 118 yıl sonra da Kıbrıs’ı fetheder ve adaya
Anadolu’dan çoğunluğu Türk kökenli vatandaşlarını yerleştirir. Bu ailelerden biri de
İstanbul’un fethedildiği 29 Mayıs tarihinde doğduğundan dolayı adını Osmanlı Devleti’nin
7. Padişahı’ndan alan Fatih Sultan Mehmet’in ailesidir.
İstanbul’u fethederek adını tarihe büyük harflerle yazdıran Osmanlı Padişahı ile adaş olan
F.S. Mehmet: “Kimse adamızın iki halkını birbirine düşman sanmasın. Aşırı milliyetçiler,
radikaller, çeteler, teröristler tüm ülkelerin sorunu. Halkları bu örgütlerle aynı kefeye
koyamayız. Bizler yıllarca bir arada dostça yaşadık ve hep iyi anlaştık. Birbirlerimizi
sevdik ve saygı duyduk. Günümüzde aramız sınırla bölünmüş olsa da bu hissiyatlarımız
hiç değişmeden aynı şekilde devam ediyor. Biz Rum halkıyla, Rum halkı da bizlerle her
zaman dostuz. Politikacıların biz dost Rum ve Türk halklarını örnek alıp Kıbrıs için her iki
tarafı da mutlu edecek kararlar almaları en büyük dileğim.”
“İki tarafın politikacılarına seslenmek istiyorum. ‘Lütfen bizi amborgo altında yaşamaktan
kurtarın artık.”
FATİH SULTAN MEHMET ‘KKTC’NİN DÜNÜ VE BUGÜNÜ’ ANLATTI
Zengin bir tarihi mirasa, renkli toplumsal ve kültürel çeşitliliğe sahip Kıbrıs Adası, 1571
yılında Osmanlı İmparatorluğu'nun yönetimine girene kadar, yüzyıllarca tarihin değişik
dönemlerinde farklı medeniyetlere mensup milletlere ev sahipliği yaptığından çeşitli etnik
toplulukların ve kültürlerin etkisiyle yoğrulur.
VI. yüzyıldan beri Ermeni, VII. yüzyıldan beri de Maruni toplulukları adanın etnik
yapısında yer alırken, Venedik dönemi sonunda ve Osmanlı fethi öncesinde adada
nüfusunun çoğunluğunu Kıbrıslı Rumların oluşturduğu 200 bin kişi yaşıyormuş.
Venedikliler, Kıbrıs'ı sadece askeri amaçlı kullandıkları için adada refah düzeyi azalmış,
halk ağır vergiler altında ezilmiş, dini baskı da oldukça artmış ve Ortodoks Kilisesi çok
kötü bir duruma düşmüş.
Kıbrıs halkı tek kurtarıcı gördükleri Osmanlılara adayı fethetmeleri için başvurur
Osmanlı İmparatorluğu’nun fethettiği yerlerde her yönden adil bir düzen kurduğunu bilen
ada halkı, Venediklilerin kötü yönetiminden kurtulmak için tek kurtarıcı olarak gördükleri
Osmanlı Devleti'ne Kıbrıs'ı alması için başvurmuş, Osmanlı padişahlarına gizli mektup ve
elçiler göndermişler. Farklı sebepler yanında adada yaşayan Ortodoks Hıristiyanların
daveti üzerine Kıbrıs’ı fetheden Osmanlı Devleti de Ortodoks Rum halkına Venedikliler
tarafından ellerinden alınan kilise ve manastırları iade etmiş, idaresinde tüm dinlere
özgürlük tanımış, esirliği ortadan kaldırmış, Venedikliler döneminde esir muamelesi gören
Ortodokslara imtiyazlar vermiş, içişlerinde serbestlik tanımış, kendi iç meselelerine
çözebildikleri müddetçe karışmamış ve daha güzel şartlarda bir yaşam sunmuş.
Osmanlı öncesi de Kıbrıs’a Türk göçleri olur
Kıbrıs adası tarihinin neredeyse her döneminde ada içi göçler gördüğü gibi ada dışına
göçler ve ada dışından da göçlerle karşı karşıya kalmış. Adada göç hareketleri özellikle
adanın Osmanlı İmparatorluğu tarafından fethedilmesiyle beraber büyük bir ivme
kazanmış. 1571 yılından başlayarak 16. yüzyılın sonlarına kadar Osmanlı Devleti
tarafından Kıbrıs'a o zamana kadar adada yerleşmiş olanlardan çok farklı olan bir din, dil
ve kültüre sahip olan Türkler yerleştirilmiş. Adanın etnolojik ve kültürel tarihinde yeni bir
unsur, halk olan Türkler ile adadaki diğer toplumlar birbirlerini karşılıklı olarak kültürel ve
folklorik açıdan etkilemişler. 1571 yılına kadar olan dönemde Kıbrıs bölgedeki başat
güçler arasında defalarca el değiştirmiş. Adaya Osmanlı hakimiyetinden önce de hem
Mısır'dan hem de Anadolu'dan özellikle Karamanoğulları'nın hakim oldukları Orta Anadolu
topraklarından göçen Türkler olmuş. Ancak Kıbrıs adası tarihinde iki kez önemli Türk
göçüne, Türk yerleşimci gönderilmesine sahne olmuş. İlki Osmanlıların adaya fethettikleri
dönemde, 1572 yılından itibaren başlayan ve 1689’da sona eren Osmanlı iskan
politikasında adaya yerleştirilen Türk nüfusu. Diğeri ise Türkiye’den o dönemki adıyla
Kıbrıs Türk Federe Devleti’ne 1983’ten sonraki adıyla Kuzey Kıbrıs Cumhuriyeti’ne 1974
Kıbrıs Barış Harekatı sonrası gönderilen Türk yerleşimciler.
Padişah fermanıyla adaya Anadolu’dan Türkler yerleştirilir
Osmanlılar Kıbrıs’ta egemenlik kurduktan sonra, adadaki yaşamı hem genel Osmanlı
sistemine hem de adadaki yapıya göre düzenlemiş. Bir yandan idari yapıyı oluştururken
bir yandan da Anadolu’dan getirdikleri Türkleri adaya yerleştirilmiş. 1572 yılından itibaren
başlayan ve 1689’da sona eren Osmanlı iskan politikasında adaya Türk nüfusu olarak
önce Osmanlı Ordusu’nun mensupları aileleriyle birlikte yerleşmiş ve toprak sahibi olmuş.
Ardından boş kalan yerlere İç Anadolu’dan önce istekliler sonra da afete uğrayanlar
getirilmiş. Padişah fermanıyla Kıbrıs’a yerleşmek üzere Anadolu’dan ve özellikle Karaman,
İçel, Bozok, Alaiyye, Tek, Manavgat kadıları vasıtasıyla insan gönderilmesi emredilmiş.
Belgelere göre ilk etapta Aksaray, Ürgüp, Koçhisar, Bor, Beyşehir, Seydişehir, Ilgın,
Develihisar, Niğde, Anduğu, İshaklı ve Akşehir’den toplam 1908 aile, Mamuriye, Silindi,
Ermenek, Mud, Gülnar ve Silifke kasaba ve köylerinden de 672 aile, toplamda 2bin 580
aile 1572’de Kıbrıs’a gönderilmiş. Ayrıca, Anadolu’nun diğer şehirleri ile Suriye
vilayetlerinden isteyenler ve Toroslar’dan da Yörükler Kıbrıs’a getirilmiş.
Türk olmayan Osmanlı tebaası da adaya gönderilir
Osmanlı yönetimi adaya özellikle meslek sahibi olan insanları göndermiş ve bunları üç yıl
vergiden muaf tutmuş. Osmanlılar adaya Türk olmayan Osmanlı tebaasını da göndermiş.
İlk yerleştirmelerde iki Ermeni aile de kayıtlarda yer almış. 1570’den sonra adadaki nüfus
yapısı, adada hiç bitmeyen sıtma salgınları, kuraklıklar, kıtlık ve çekirge istilaları, deprem
gibi doğal afetler yüzünden sürekli değişmiş. Ada karşılıklı olarak Anadolu ve Suriye’den
göç alıp göç vermiş. Bu göçlerde hemen hemen tüm milletler yer almış. Osmanlılar fetih
sonrası adaya 50–60 bin Türk yerleştirmiş. 1800’lü yılların başında Kıbrıs adasında 30 bin
524 Rum nüfusu ve 67 bin Türk nüfusu olmak üzere toplam 97 bin 524 kişi yaşıyormuş.
1881’de ise Osmanlı’nın savaşları ve adadaki Türk göçleri nedeniyle Türk-Rum nüfusu
tersine değişerek 137 bin 631 Rum nüfusuna karşılık 45 bin 458 Türk nüfusu olarak
değişmiş. 1878’de ada İngiltere’ye geçince Türklerin bir kısmı 1923’e dek Anadolu’ya göç
etmeye devam etmiş. 1923 Lozan Antlaşması’na göre Türkler iki yıl içinde İngiliz
uyruğuna girmeyi kabul edecekler ya da adadan göçeceklerdir. Böylece 24 bin kişi daha
göç etmiş. 1878-1923 yılları arasında adadan göç eden Türklerin sayısı 70 bine ulaşmış.
Bu nüfusun 25 bini İngiltere’ye, 3 bini Avusturya’ya, 2 bin kişiye kadar Amerika’ya göç
etmiş. Bu göçlerle birlikte Türk nüfusu zaman zaman azalırken Rum nüfusu artmış. 1960
yılında Rum nüfusu, Türk nüfusundan yaklaşık 4,3 kat daha artarak 448 bin 861 kişi
olurken, Türk nüfusu ilk defa 100 bini aşarak 105 bin 494 kişi olmuş.
Adanın iyi yaşama uygun şartları göçe talebi arttırmış
Osmanlılar Kıbrıs’a göç hareketini gidecekler açısından cazip hale getirmek için adaya
gidip yerleşenlerden iki yıl boyunca her türlü vergi alımını durdurmuş. Yeni yerleşenler
böylece bir tür vergi muafiyeti kazanmışlar. Halkın vergiden muaf tutulmaları, adanın
iklim şartları açısından yaşamaya ve ziraatle uğraşmaya son derece uygun olması ve bu
konudaki haberlerin kulaktan kulağa yayılması sonrasında pek çok kişi sadece kendisi
gelmekle kalmamış ve bütün ailesini de Kıbrıs’a getirmenin yollarını aramaya başlamış.
Öte yandan meslek sahibi ailelerin seçimi sırasında uygulanacak yöntem de fermanda
belirtilmiş, buna göre her 10 haneden 1 tanesinin adaya gönderilmesi emredilmiş. Bu
ailelerden biri de Anadolu’dan gelen Akgürel ailesi. Fatih Sultan Mehmet Akgürel ile 14.
yüzyılda Luzinyanlar tarafından inşa edilen ve Mağusa kentinin ana girişlerinden biri
olarak kullanılan Othello Kalesi’nin limanındaki teknesinde görüştük.
Gazimağusa Kale içinde yaşayan sekiz Türk aileden biriydik
Doğma büyüme Kıbrıslı bir ailenin yedi çocuğundan biri olan Fatih Sultan Mehmet Akgürel
adanın Osmanlılar tarafından fethedildiği 1571’lerden sonra Türkiye’den gelen ailelerden
biri olduklarını belirterek “Benim ailem Gazimağusa Kalesi’nin içinde yaşayan sekiz Türk
aileden biriydi. Dedem Türkiye’de yaptığı kasaplık mesleğine adaya geldiklerinde de
devam etmiş. Adaya ilk yerleştikleri dönemde biraz intibak sorunu yaşasalar da kısa
zamanda yeni vatanlarına alışmışlar ve Rumlarla olsun diğer topluluklarla olsun dostluk
içinde yaşamışlar. Biz o zamandan beri neslimizi bozmadık” diye konuştu.
1974’e kadar Kıbrıs’ta soy isim yoktu, baba adı geçerliydi
Adını Osmanlı İmparatorluğu'nun VII. Padişahı Fatih Sultan Mehmet’ten alan F.S.M.
Akgürel, isminin veriliş hikayesini ise şöyle anlattı:
“Eski insanlar daha milliyetçiydiler, babam da öyle. 29 Mayıs 1955 tarihinde doğmuşum.
Osmanlı Devleti Padişahı F. S. Mehmet de İstanbul’u doğduğum gün ve ay olan 29
Mayıs’ta fethettiği için adımı Fatih Sultan Mehmet koymuşlar. Dünya tarihinde yeni bir
çağ açan ve bir devleti İmparator yapan böylesine önemi büyük bir insanın, padişahın
adını taşımak benim için büyük bir gurur. Bir diğer kardeşim de 23 Nisan’da doğdu, onun
adını da Egemen koydular. Akrabalarım dahil kimse benim adımın Fatih Sultan Mehmet
olarak kayıtlı olduğunu bilmez, ismimi sadece Fatih diye bilirler. 1974’e kadar Kıbrıs’ta
soy isim yoktu, baba adı geçerliydi. Bana da İbrahim oğlu Fatih derlerdi. 1974 sonrası
soyadı verildi herkese. Dedeme mesleğinden dolayı Kasap Hasan derlerdi. Soyadı kanunu
sonrası babam kasap soyadını istememiş, Akgürel soyadını almış.”
Rumlar güneye göç edince birçok resmi daire boş kaldı
1974 Kıbrıs Barış Harekatı’ndan sonra nasıl bir yaşamla karşı karşıya kaldıkları hakkında
bilgiler veren Fatih S. M., “Kıbrıs'ın en önemli dönüm noktalarından biri olan bu harekatın
ardından ada kuzey ve güney diye ikiye bölündü, hepimiz şaşkındık. Resmi Kıbrıs
Cumhuriyeti kaynaklarına göre 142 bin Kıbrıslı Rum (o zamanki Kıbrıslı Rum toplumunun
yaklaşık yüzde 30’u) adanın kuzeyinden güneyine ve 45 bin Kıbrıslı Türk de (o zamanki
Kıbrıslı Türk toplumunun yaklaşık yüzde 40’ı) güneyden kuzeye göç etti. Kıbrıs
Cumhuriyeti’nde idare Rumlardaydı. Kıbrıslı Türkler, güneyde 500 bin dönüme yakın bir
mal bırakırken, Kıbrıslı Rumlar ise kuzeyde 1.5 milyon dönüm civarı mal ve mülklerini
bıraktı. Göçle birlikte Rumların adanın güneyine gitmesi üzerine bütün resmi daireler,
hastaneler, okullar, işyerleri boş kaldı. Çünkü daha önce resmi dairelerde, limanlarda ve
havaalanında çoğunlukla Rumlar, az sayıda da Türkler çalışıyordu. Tabi işlerin devamı için
personel gerekiyordu. Deniz merakım olduğu için beni müzeye aldılar. Bir dönem de
Salamis Antik Kenti’nde görev aldım. Güneye çok yoğun göç olunca, daha önceden farklı
ülkeler göç eden Türkler geri dönmeyince ve burada yaşayan ada Türklerinin bir kısmı da
Türkiye, İngiltere gibi ülkelere göç edince kalan nüfus işlerin idamesi için yetersiz kaldı”
şeklinde konuştu.
Türkiye’den nüfus nakli yapıldı
Kuzeyde ortaya çıkan nüfus boşluğunu kapatmak ve Kıbrıs’ın Türk bölgesinin ekonomik
yönden kalkındırılmasının sağlanması amacıyla Türkiye’den adaya nüfus nakli yapıldığını
belirten Fatih. S.M., konuyla ilgili şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bu kapsamda 1974 Barış Harekatı’nda görev alan askerler ve aileleri, 1975’te Türkiye
Cumhuriyeti’yle Kıbrıs Türk Federe Devleti arasında imzalanan ‘Tarımsal İşgücü
Anlaşması’ kapsamında gelenler ve bu kategoridekilerin sonraki süreçte gelen akraba,
tanıdık ve köylüleri ile kendi başına gelenler olmak üzere üç grup insan adaya geldi. Kimi
ekonomik sorunlardan kurtulmak kimi de yeni bir başlangıç için Kıbrıs Adası’nın yolunu
tuttu. Tarım, sanayi, turizm ve diğer hizmet sektörlerinde istihdam edilmek üzere çiftçiler
ve tarım işçileri, sanayi, turizm ve diğer hizmet dallarında çalışacak kalifiye işçiler, esnaf,
zanaatkarlar, sermaye ve işletme sahipleri, çeşitli mesleklerdeki fikir işçileri, çeşitli
meslek dallarındaki uzman ve teknisyenler ile vasıfsız işçiler adaya getirildi.”
Zengin kültürel çeşitliliğe ve mozaiğe sahip bir ülkeyiz
“Gelen bu insanlar, önce KKTC vatandaşı yapıldı ardından yapılan yasal düzenlemelerle
onlar da Güney’den gelen Kıbrıslı Türkler gibi terk edilmiş Rum köylerine yerleştirildi.
1977’de çıkan İskan Yasası’yla, bu ailelere araziler verildi. ‘Türkiyeli Göçmenler’ olarak
adlandırılan bu grup kısa zamanda Kuzey Kıbrıs’ın kalkınmasında önemli rol oynadı. 1975,
1980 ve 1990’da özellikle Denizli, Antalya, Mersin, Trabzon, Samsun, Giresun, Erzurum,
Kars, Ağrı, Sivas, gibi illerden adaya yoğun göç oldu. 1977’de Kuzey Kıbrıs’ın yüzde 35’ini
Türkiye’den gelenler oluşturuyordu. KKTC doğumlular arasında son 45 yılda Türkiye’den
gelenlerin çocukları hatta torunları da hatır sayılır yer tutuyor. 1996 yılından sonra çok
sayıda üniversitenin açılmasıyla birlikte, hem KKTC’den yurtdışına olan eğitim amaçlı
göçler azaldı hem de bu okullara gerek ülke içinden gerekse ülke dışında öğrenci alınması
ülkemizdeki nüfusa oldukça etki etti. Günümüzde 21'i yerel merkezli, 4'ü yurt dışı
merkezli toplam 25 eğitim veren üniversite ve 2'si meslek okulu olmak üzere 27 aktif
yükseköğrenim kurumunda 144 farklı ülkeden öğrenci öğrenim görüyor. Öğrencilerle
birlikte çalışma izni alanlar ve ülkeye turist olarak gelenler de sonradan buraya yerleşti.
Günümüzde zengin kültürel çeşitliliğe ve mozaiğe sahip bir ülkeyiz.”
Avrupa standartlarında bir hayat yaşıyorduk
“1974 öncesi yaşam şartları ve hayat çok güzeldi, Avrupa standartlarından geri değildi.
Avrupa standartında bir hayat yaşıyorduk. Avrupa’da ne icat olur, yeni ne üretilir araba,
elektronik, yiyecek vs ilk çıktıktan bir hafta içinde Kıbrıs’a gelirdi. Refah düzeyimiz çok
yüksekti. Buraya ikinci Beyruth, Paris derlerdi. Sophia Loren, Liz Taylor, Richard Burton
gibi Hollywood yıldızları tatillerini burada geçirir, birçok ünlü sanatçı, iş insanı eğlenmek
için Kıbrıs’ı tercih ederdi. Her şey 1974’teki harekatta durdu ve bu harekatla beraber geri
gitti. Ancak madalyonun bir de diğer yüzü vardı. Bu harekattan dokuz yıl önce 1963'te
Rum terör örgütü militanları Kıbrıs Türklerine yönelik ‘Kanlı Noel’ olarak adlandırılan ve
11 yıl boyunca devam eden bir katliam yaptı. Bu saldırılarda 364 kişi şehit düştü, 103
Türk köyü boşaltıldı, 25 bin kadar insan evlerinden edildi. Kanlı Noel olayları ile başlayan
katliam ve göçe zorlama eylemleri sonucunda Kıbrıs Türkleri 1963-1974 döneminde
Ada'nın yüzde 3'lük kısmına sıkıştırıldı.”
1974’deki çarpışmalarda yaralandım
“Kıbrıs Türklerine yönelik 1963'te başlayan saldırı ve toplu katliamlar, Türkiye'nin
garantörlük ve uluslararası hukuktan doğan haklarını kullanarak gerçekleştirdiği 1974
Kıbrıs Barış Harekatı ile son buldu. 1974’te 15 Ağustos’ta başlayan ikinci harekattaki
çarpışmalarda Mağusa Kalesi’nde mevzi değiştirirken açılan ateş sonuncunda
kurşunlardan bir tanesi duvardan sekerek bana isabet etti. Hemen revire götürdüler.
Muayene sırasında kurşunun sıyırıp geçtiği düşünüldü. Ancak sonrasında birtakım
rahatsızlıklarım oldu. Çeşitli tahliller, filmler çekildi hepsi normal çıktı. Tam 36 yıl sonra
ise özelde yaptırdığım çekimde kurşunun şarapnel parçasının akciğere saplanıp, orada
kaldığını ve organla kaynaştığını öğrendim. Her toplumun içinde ne yazık ki farklı radikal
kesimler oluyor. Ama bunu tüm topluma mal etmemek lazım. Terör tüm dünyanın
sorunu. 2022’nin Küresel Terörizm Endeksi Raporu’na göre son 14 yılda Kuzey
Amerika’da yaklaşık 153, Avrupa’da 2 bin 779, Sahraaltı Afrika’da 9 bin 863, Mena
Bölgesi’nde ise 21 bin 926 terörist saldırı olmuş. Türkiye de çok uzun yıllardır terör
örgütünden muzdarip. Nasıl ki tüm Kürt kökenlileri terörist diye adledemezsek, bizler için
Rumları, Rumlar için de biz ada Türklerini birbirine düşman adlemeyiz. Biz Rum halkıyla,
Rum halkı da bizlerle her zaman dostuz.”
1974 öncesi adada yaşayan yerli halk istediği zaman adanın Rum kesimine
geçebiliyor
Yıllarca yan yana komşuluk yaptıkları Rum arkadaşlarıyla halen sıkça görüştüklerini ve
çok iyi anlaştıklarını ifade eden Fatih S. M., “Ancak 1974 sonrası ne yazık ki uzun süre
Rum arkadaşlarımızla görüşemedik. Çünkü 1975 tarihinde Viyana’da BM gözetiminde
Rauf Denktaş ile Glafkos Klerides arasında imzalanan nüfus mübadele anlaşmasıyla, BM
Barış Gücü aracılığıyla Kuzey’den Güney’e yaklaşık 120 bin Rum, Güney’den Kuzey’e de
65 bin Türk geçti. 180 km boyunca uzanan ve genişliği 5 metre ile 7 km arasında değişen
bir ‘ara bölge-yeşil hat’ ile birbirimizden ayrıldık. Yıllarca yan yana komşuluk yaptığımız
Rum aramızda artık kilometrelerce mesafe oldu. 1974&'ten sonra karşılıklı geçişler
yasaklandı. Yıllar içinde çeşitli müzakereler yapıldı ve nihayet 23 Nisan 2003 tarihinden
itibaren sınırlarda Kıbrıslı Türkler ile Kıbrıslı Rumlar karşılıklı olarak serbestçe kuzey ve
güneye geçmeye başladı. KKTC vatandaşıyım ve 1974 öncesi adada yaşayan yerli halktan
olduğum için aynı zamanda Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşıyım. Kıbrıs Cumhuriyeti
vatandaşı olduğumuz için sınırdan istediğimiz zaman geçebiliyoruz. 1974 sonrası adaya
yerleşenler ve T.C. vatandaşları bize tanınan bu ayrıcalıktan yararlanamıyor. 2003 yılına
kadar kuzey ve güney arasında seyahat etmek bizler için fiilen olanaksızdı. Bu tarihe
kadar özel izinlerle geçebiliyorduk. Şimdiyse kimliğimizi gösterip, güneye geçebiliyoruz”
dedi.
29 yıl sonra Rum dostlarımızla görüştük
29 yıl boyunca iki kesim arasında yasak olan geçişlere 20 yıl önce izin verilince ilk geçişte
Rum dostlarını görmeye gittiğini söyleyen F.S. Mehmet, sözlerine şöyle devam etti:
“Ben de ilk geçişte komşumuz Maria’nın mübadeleyle göç ettiği güneydeki evini gidip
bularak onları ziyaret ettim. Ben gitmezden bir gün önce de iki kızı olan Maria’nın büyük
kızı vefat etmiş, evde matem havası vardı. Ancak beni karşılarında görünce bir an
hüzünlerini unutup, mutlulukla boynuma sarıldılar. Hemen hasretle koyu bir sohbete
daldık, eski anılarımızı yad ettik, günümüzde neler yaptıklarımızı konuştuk, Eskiden
fotoğraf merakım vardı ve Maria buradan göç etmeden önce çokça fotoğraflarını
çekmiştim, 30 sene o fotoğrafları sakladım. Yanımda bu fotoğrafları da götürdüm,
torununa verdim, ‘bak bu nenen, bu da annen’ dedim. Sonra Maria duygulanarak tekrar
boynuma sarıldı, ikimizin de gözleri doldu. Oradan ayrılırken de ‘kusura bakma kızımın
ölümünden dolayı yastayız, bu kez çok ilgilenemedik ama lütfen bizi tekrar ziyaret et’
dedi. O tarihten sonra birçok kez ziyaretlerine gittim, halen de fırsat buldukça giderim.”
Bir de Kalecik köyünde kalan bir Rum arkadaşımız vardı, bizi unutmamış. Ortak bir
arkadaşımızla haber yolladı, özlediğini ve görüşmek istediğini söylemiş. Abimle beraber
onu da adanın güney tarafına geçip, gidip, bulduk. Sarıldık, karşılıklı ağlaştık. Kendisini
yine ziyaret etmemiz için davet etti, birbirimize telefon numaralarımızı verdik. O günden
beri irtibatımızı kesmedik.”
Onlar da bizleri severdi, bizler de onları
“1974 öncesi bir arada yaşadığımız Rumlar ile hiçbir sorun yaşamadık. Onlar da bizleri
severdi, bizler de onları. Oldukça iyi anlaşır, dostluklar paylaşırdık. Hatta o dönemde
küçük gruplar halinde adanın değişik kesimlerinde yaşayan Ermeniler, Maruniler, Latin
Katolikler, Anglikanlar, Yahudiler, Yahova Şahitleri, Bahailer ve Protestanlarla da gayet
güzel ilişkilerimiz vardı. Ada ikiye bölününce Kıbrıslı Rumlar gibi diğer toplumlar da
güneye göç etti. Çok az Rum ve Maronit kuzey tarafta kaldı. Zaten 1963 Aralık ayında
Rum çetecileri tarafından Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yıkılmasına ve Kıbrıslı Türklerin yok
edilmesine yönelik faaliyetlerden sonra adadaki karma yaşam kısmen sona ermişti.
Çeteciler ve terör örgütleri ile normal halkı birbirinden ayrı tutmalıyız. Biz halklar yıllarca
bir arada hep iyi anlaştık, birbirlerimizi sevdik ve saygı duyduk. Birbirlerimizi çetecilerin
gözünden asla görmedik. Şimdi böyle iki farklı bölgeye ayrılmış bir şekilde değil de
eskiden olduğu gibi Kıbrıs Türkü ve Kıbrıs Rum’u karışık oturabilmeyi, yakın komşuluklar
yapabilmeyi ve aynı çatı altında sohbetler edip, kurulan sofralarda beraber kadehlerimizi
tokuşturabilmeyi çok isterdim. Politikacıların birbirlerine saygı ve sevgi duyan biz dost
Rum ve Türk halklarını örnek alıp Kıbrıs için her iki tarafı da mutlu edecek kararlar
almaları en büyük dileğim.”
Ambargo altında yaşam zor
Fatih S. Mehmet, 1974 sonrası KKTC’deki hayat ile ilgili olarak da şunları söyledi:
“1974 harekatında hayat resmen durmuştu. Adanın idaresi ve resmi kurumlar Rumlar’ın
elinde olduğu için gittiklerinde ekonomi de durdu. Zaten Türkiye dışında hiçbir ülkenin
KKTC’yi tanımaması bizler için büyük handikap. Kıbrıs Cumhuriyeti uluslararası alanda
tanınan otorite olarak, bölgedeki havaalanlarının ve limanlarının kendi kontrolü altında
olmadığını ilan ettiği için Kuzey Kıbrıs uluslararası ambargo altında. Devam eden Kıbrıs
sorunu ülke ekonomimizi olumsuz etkiliyor. Durum böyle olunca da büyük ölçüde
Türkiye'nin ekonomik desteğine bağımlıyız ve Türk hükümetinden para yardımı alıyoruz.
Kuzey Kıbrıs’a Türkiye dışında direk uçuş yok. Avrupa’dan Kıbrıs’a gelmek isteyen bir kişi
önce Türkiye’ye inip oradan Türk uçaklarına binip Kıbrıs’a gelmek zorunda. Mektuplar,
kargolar postalar "Mersin 10 Turkey" posta kodu ile gönderiliyor ve önce Türkiye’ye
oradan da Kıbrıs’a ulaşıyor. İki tarafın politikacılarına seslenmek istiyorum. ‘Lütfen bizi
amborgo altında yaşamaktan kurtarın artık. Biz iki halk dün dosttuk, bugün dostuz, yarın
da dost alacağız. Aramızı sınırlarla bölmesinler.’ Türkiye’den son iki göç dalgasında adada
artan iş imkanını değerlendirmek için gelenler biz yerel halkla kaynaşmakta zorlandı.
Bizlerin İngilizlerden de etkilenmiş kendimize ait bir kültürümüz var. Onlar Kıbrıslı olmaya
çalışmadı, köylerinde, kasabalarında nasıl yaşıyorlarsa burada da aynısını devam
ettirdiler. Toplumsal huzursuzluklar ve daha önce karşılaşmadığımız suç oranları baş
gösterdi. Ada ikiye bölünüp, mübadeleyle kuzeyden güneye, güneyden kuzeye Rum-Türk
nüfus göçü olunca, geride kalan malların mülk sorunu oldu.”
Farklı ülkelerden çalışmaya gelen çok kişi var
“Turizm ülkenin en büyük geçim kaynağı. Ülkemiz yapılan yatırımlar ve yapılan
inşaatlarla sürekli gelişip, büyüyor. Yurt dışından da Rus, İngiliz, İran, Ukrayna gibi
ülkelerden ev alıp burada yaşayan birçok kişi var. 2011 sayımına göre Kıbrıs'ta vatandaş
olmayan 170 bin 383 kişi yaşıyor. Bunların 106 bin 270'i AB vatandaşı ve 64 bin 113'ü
üçüncü ülkelerden. Milliyete göre en büyük AB grupları Yunan (29 bin 321), Britanyalı (24
bin 46), Romanyalı (23 bin 706) ve Bulgarlar (18 bin 536). En büyük AB-dışı gruplar
Filipinli (9 bin 413), Rus (8 bin 164), Sri Lankalı (7 bin 269) ve Vietnamlılar (7 bin 28).
Ayrıca ülke içerisinde tahminen 20 -25 bin kadar kayıt dışı göçmen bulunuyor. Tabi
2011’den bu yana özellikle Rus ve Ukraynalı nüfuslarında iki ülke arasındaki savaş sonrası
çok sayıda artış oldu. Çok öğrenci nüfusumuz var. Farklı ülkelerden çalışmaya gelen çok
kişi var. Özellikle Kamerun, Gana gibi Afrika ülkelerinden çok sayıda zenci uzun yıllardır
ülkemizde yaşıyor.”
Fulya OMAÇ / Gazimağusa – KKTC
Yorumlar (0)
İlginizi Çekebilir