Birçok medeniyetin izlerini günümüze taşıyan antik kent Salamis

Biraz Antik Yunan ve Euripides, biraz Roma Dönemi ve sonra Bizans’ın … Birçok medeniyetin izlerini günümüze taşıyor. İzmir Urla doğumlu Nobel Edebiyat Ödülü sahibi 20. yüzyılın önemli Yunan şairlerinden Yorgo Seferis’in dizelerine de ilham olmuş.. İncil’d

Kültür Yayın: 11 Mart 2023 - Cumartesi - Güncelleme: 11.03.2023 20:37:00
Editör -
Okuma Süresi: 14 dk.
Google News
Kumlarla sarıp sarmalanmış antik kent Salamis
M.Ö. XI. yüzyılda kurulan ve Kuzey Kıbrıs'ta "görülmesi gerekenler" listesinde yer alan
Salamis Antik Kenti yüzyıllar boyunca ev sahipliği yaptığı medeniyetlerden kalan tarihi
izleriyle hayranlık uyandırıyor.
Yalnız Kıbrıs adasının değil Doğu Akdeniz’in de önemli kültürel miraslarından biri olarak
tarihte derin izler bırakarak günümüze bir kısmı deniz, bir kısmı kumlar altında kalarak,
bir kısmı ise arkeolojik kazılarla gün yüzüne çıkarılarak gelen Salamis, Antik Yunan, Asur,
Mısır, Pers, Büyük İskender, Ptoleme Krallığı, Roma İmparatorluğu ve Bizans dönemine
ev sahipliği yapmış.
Post-klasik kalıntılarla tarihe ışık tutuyor
Geçmişinde birçok medeniyeti ağırlayan tarihe ışık tutan antik kentte; Roma
Amfitiyatrosu, sportif faaliyetlerin yapıldığı Gymnasium, Zeus Sunağı, Roma Hamamları
ve caddesi, Bizans Sarnıcı, su kemerleri, Helenistik ve Roma Agorası, Nekropol,
Hıristiyanlık döneminde inşa edilen Campanopetra Bazilikası, bir zamanlar Kıbrıs'ın
en büyük bazilikası olan Epiphanios, Roman Villa, Nikokreon Anıtı, Cellarga Toplu
Mezarları, Geç dönem surları, Yağ değirmeni, MÖ VII. ve VIII. yüzyıllara tarihlenen
büyük kemerli mezarlar, duvarlarda mozaikler ve yer yer renkli mermerler, sütunlu
revaklara sahip geniş dikdörtgen bir alan ve çeşitli tanrı ve tanrıçaların mermer
heykelleri gibi post-klasik kalıntılar bulunuyor.
Gizemleri zamanla keşfedildi
19. yüzyılın sonlarında, ağaçlarla ve toprak tabakasıyla örtülmüş bir halde keşfedilen
antik kentin büyük bölümü 1952-1974 yılları arasında Lyon Üniversitesi'nin Fransız heyeti
tarafından 22 yıl boyunca yapılan kazılarla ortaya çıkarılmış. Gizemleri zamanla keşfedilen
Salamis’in 1974 yılında kesilen kazı çalışmalarına 1998 yılında Ankara Üniversitesi ve
Doğu Akdeniz Üniversitesi iş birliğinde tekrar başlanmış. 2013 yılına dek süren kazılarda
bir Roma Hamamı, bir sütunlu cadde, MS II. yüzyıla ait üç heykel ile iki geç dönem yapısı
gün ışığına çıkarılmış.
Tarihi kalıntılar Londra British Museum’da ve KKTC’de St. Barnabas
Manastırı'nda sergileniyor
Birçoğu MÖ 3. ve 4. yüzyıllar arasındaki döneme ait olan arkeolojik buluntuların büyük bir
kısmı antik kente yaklaşık 15 dakikalık mesafedeki St. Barnabas Manastırı'nda
koleksiyonun bir parçası olarak sergileniyor. Kazılar sırasında gün ışığına çıkarılan tarihi
kalıntılarının bir kısmı ise Londra'daki British Museum’da sergileniyor. MÖ 411'den 374'e
kadar uzanan önemli kalıntıların ve altın sikkelerin bulunması, kentin antik
çağlardaki önemli zenginliğini gözler önüne sererken, mimoza, çam ve okaliptüs
ağaçlarıyla kaplı bu bölgede yapılacak daha fazla kazı, muhakkak ki antik Kıbrıs'tan
daha birçok kayıp sırrı ortaya çıkaracaktır.
M.S. 9. yüzyıla kadar adanın en önemli ticaret merkezlerinden biri
Turizm sektörü açısından oldukça önemli bir bölge olan Salamis Harabeleri,
Gazimağusa’nın 6 kilometre kuzeyinde Trodos Dağı’ndan doğan Pedios (Kanlıdere)
Nehri’nin yakınında bir havzada Bronz Çağı sonlarında kurulmuş. Tuzla köyünün yanında
bulunan büyük Geç Bronz Çağı yerleşimi Enkomi’nin M.Ö. XI. yüzyılda önemini yitirmesi
 
ile birlikte Salamis M.S. IX. yüzyıla kadar sürecek olan bir süreçte giderek büyüyen ve
adanın en önemli merkezlerinden biri olacak biçimde tarih sahnesine çıkmış. Salamis
batısında uzanan, Kıbrıs adasının en zengin ve verimli alanlarından olan Meserya düzlüğü
ile Suriye, Filistin, Yakındoğu kıyılarıyla ticari ilişkiler geliştirmesine imkân tanıyan doğal
limanlarının avantajlarını iyi kullanmış.
Bronz Çağı sonlarında kurulmuş
Kuzey Kıbrıs'ın kıyıları ve iç kesimleri boyunca uzanan bir mil karelik bir alana yayılan
antik kentin kuruluşuyla ilgili sayısız efsane olmasına karşın iki rivayet ön plana çıkıyor.
Bunlardan biri  Bronz Devri’nin sonlarındaki göçlerle Anadolu’dan gelen kavimler
ve Yunanistan’dan gelen Akalar tarafından kurulduğu yönünde. Bir diğer rivayet ise
Yunan adası Salamis'in kralı  Telamon'un  oğlu Teukros tarafından kurulduğuna dair
mitolojik hikaye. Truva Savaşı sırasında kardeşi Ajax'ın intiharını engellemediği ve
intikamını alamadığı için babası tarafından ülkesinden kovulan Teukros, Kıbrıs’a gelerek
bir kenti kurar ve bu kente memleketi Salamis’in adını verir. İlk iş olarak da Yunan
mitolojisindeki en güçlü ve önemli tanrı Zeus’a adanmış bir tapınak inşa ettirir.
Krallığın başkenti olur
Salamis kenti Asur, Mısır ve Pers uygarlıklarından sonra kenti alan Büyük İskender’in
ölümünün ardından M.Ö. 294 yılında  Ptoleme Krallığı’nın  Kıbrıs’ı almasıyla birlikte bu
krallığın idaresine girer. Ve tarihinde ilk defa başkent olma özelliğini kazanır. Salamis’in
bu parlak dönemi Roma egemenliği döneminde de devam etmiş. Bu dönemde, Roma
İmparatorluğu’nun doğudaki en önemli ticaret merkezlerinden biri olur. M.S. 76-77
yıllarındaki depremlerle ve M.S. 116 yılındaki Yahudi isyanlarıyla tahrip olan kent, daha
sonra Roma İmparatorluğu’nun Antiocheia (Antakya) vilayetine bağlanır. Bu dönemde
Salamis limanının önemi artar, Suriye gemilerince ilk uğrak liman olur ve tekrar refaha
kavuşur..
Ortaçağ’da önemini yitirir
Salamis kenti kuruluşundan başlayarak hızlı bir batılılaşma sürecine girmiş. M.Ö. I. bin
içinde arkeolojik bulguların da ortaya koyduğu gibi kentte refah ve bolluk hüküm sürmüş.
Yüzlerce yıl boyunca şanlı ve ünlü bir şehir olan Salamis kentinin, M.S. IV. yüzyıl
ortalarında yaşadığı iki şiddetli depremin ardından tekrar eski görkemine ulaşamayacak
şekilde yıkılmasıyla kent tarihinde yeni bir dönem başlamış. Depremlerin etkisinin her
geçen gün daha fazla artması sonucunda, Bizans imparatoru II. Konstantin, şehri daha
küçük bir yapıda yeniden inşa ettirmiş. Bir Hıristiyanlık şehri olarak oluşturulan Salamis’in
kültürel kimliğinin yanı sıra ismi de İmparatorun adına ithafen Constantia olarak
değişmiş. Kent bu dönemde tekrar Kıbrıs’ın başkenti olmuş. Constantia yaşamını M.S.
VII. yüzyıldaki Arap işgallerine kadar sürdürmüş. Bu dönemden sonra işgalcilere
barınaklık yapan kent Ortaçağ’da Mağusa’nın kurulması ile önemini yitirmiş, M.S. 647
yıllarından itibaren Arap akınları ile meydana gelen büyük depremler sonucunda
halk Salamis şehrini terk etmeye başlamış ve yakın konumdaki Mağusa şehrine göç
etmiş. Limanın alüvyonla dolması, kasabanın kademeli olarak gerilemesine yol
açmış. Halkın kentten taşınmasının ardından da Salamis, Mağusa’daki surlara ve binalara
malzeme sağlayan büyük bir taş ocağı haline dönüşmüş. Güçlü kuzey rüzgârları antik
dönemde yaklaşık bin yıl boyunca Kıbrıs'ın başkenti olan Salamis’in terk edilmiş
kalıntılarını kumla kaplamış. Antik dönemde önemli bir liman ve ticaret merkezi olan
Salamis, Asurlular, Mısırlılar, Persler ve Romalıların birbirini izleyen işgallerinden
kurtulmuş, ancak sonunda doğanın güçlerine yenik düşmüş. Kumla kaplanan bazı yapılar
19. yüzyılın sonundaki ilk arkeolojik kazılara kadar orijinal yüksekliklerinde korunmuşlar.
İncil’de de adı geçiyor
MÖ VI. yüzyılda Yunan sikkelerinin ilk basıldığı şehir olan Salamis, aynı zamanda İncil'de
de adı geçen bir kent, Milattan sonraki ilk yıllarda "İlk Misyonerlik Yolculuğu" olarak
bilinen olayda, havari Pavlus ve Kıbrıs doğumlu havari Barnabas, Suriye'nin
Antakya'sından yola çıktıktan sonra diğer dünya ülkelerine gitmeden önce ilk
yolculuklarında Salamis'i ilk varış noktaları olarak belirlemişler. Orada, adanın diğer
 
bölgelerine geçmeden önce de Yahudi sinagoglarında İsa’yı Mesih'i ilan ederek,
Hristiyanlığı vaaz etmişler.
Şiirlere ilham olmuş
İzmir Urla doğumlu Nobel Edebiyat Ödülü sahibi 20. yüzyılın önemli Yunan şairlerinden
Yorgo Seferis 1953 yılındaki Kıbrıs ziyaretinde Salamis antik şehrine ithafen ‘Salamina
Kıbrıs’ adında bir şiir yazmış. Şiirde ‘... Salamis artık iç çekişlerin sebebinin metropolü’
ifadelerini kullanmış.
Salamis’te görülecek bazı tarihi dokular..
Sur ve Liman:
Kenti kuzey, güney ve batı yönlerinde çevreleyen surlar dışında bir de kentin merkezini
çevreleyen ikinci bir sur bulunuyor. Surlar, M.S. VII. yüzyıldaki Arap (İslam) akınlarına
karşı korunmak için inşa edilmiş.
Kentin iki ayrı limanı bulunmuş. Bunlardan biri kentin güneydoğusunda, Salamis'in en
eski limanı. Diğer liman ise kentin kuzeyinde, Geç Roma devrinde kullanılan liman.
Gymnassium:
Kentin kuzey ucunda yer alan Gymnasiumun güney girişindeki zemin döşemesindeki
yazıttan buradaki en eski gymnasiumun M.Ö. II. yüzyıla ait Helenistik bir spor tesisi
olduğu tespit edilmiş. Depremlerle zarar gören gymnasium, İmparator  Traianus ,
  Hadrianus ,  Augustus  devirlerinde son olarak da Erken Bizans döneminde II. Konstantin
devrinde yeniden inşa edilmiş. Dört tarafı sütunlu revaklarla çevrili alanın kuzey girişinde
Yunan mitolojisinden tanrı, tanrıça ve kahramanlarının mermer heykelleri bulunan yüzme
havuzu ve doğu revakı eklenmiş.
Bu heykeller günümüzde çoğu başsız olarak sergileniyor. Augustus heykeli bu bölüme
aitken, bazı sütunlar ve heykeller ise tiyatroyu süslüyormuş ve buraya IV. yüzyıldaki
bir depremden sonra getirilmiş. Gymnasium'un hamamları, altı metre yüksekliğe ulaşan
duvarları korunmuş ve Yunan mitolojisinden sahneler içeren mozaik ve fresklerle
süslenmiş. 
Roma Amfitiyatrosu:
Gymnasium'un güneyinde yer alan Roma Amfitiyatrosu da Salamis harabelerinin etkileyici
özelliklerinden biri. İlk olarak 1959 yılında yapılan kazılarda ortaya çıkarılmış. Augustus
döneminde yapılan ve 50’den fazla sıra koltuğuyla 15 bin seyirciyi ağırlayabilen
amfitiyatro, IV. yüzyılda yıkılmış. Gymnasium gibi bu yapı da kapsamlı bir şekilde
yenilenmiş. Antik tiyatro sahne binası, orkestra ve oturma alanı ile üç bölümden
oluşuyor. Orta kısmındaki orkestranın ortasında Dionysos’a adanmış bir sunak ve Marcus
Avurelius Commedus ile Caesar Contanstinus ve Caesar Maksimianus’a adanmış silindirik
iki sütun kaidesi bulunuyor. Oturma yerlerinin orta kısmındaki boşluk ise şeref locası.
Günümüzde çeşitli konserlere, festivaller ve etkinliklere ev sahipliği yapan amfitiyatroda
José Carreras gibi sanatçılar ve Boney M. gibi gruplar da sahne almış.
Agora:
Vouta'nın yanında yer alan bu taş forum, Salamis'in bir buluşma yeri ve pazarıymış. 230
x 55 metre ölçülerindeki Salamis'teki bu forum, bilinen en büyük forumlardan biri. İki
uzun kenarda stoalar ve üstü kapalı sütun dizilerinden sadece biri günümüze ulaşabilmiş.
Zeus Tapınağı:
Antik kentin günümüzde harap olan ana tapınağı Agora'nın güneyinde yer alıyor ve
basamaklarla ulaşılıyor. Tapınağın inşa edildiği kireçtaşı ve 12 sütunla süslenmiş revak
bulunuyor. Yapının az bir kısmı günümüze dek ulaşabilmiş.
Su Sarnıçları:
Agoranın kuzey ucunda yer alan bu Bizans su sarnıcının, MS 627- 640 civarında
inşa edildiğine inanılıyor. Değirmenlik Köyü’nden Salamis şehrine su getirmek için
toprak künk ve su kemerlerinden oluşan bir sistem kurulmuş. Bu sarnıcın duvarları ve 36
 
kare sütunun kalıntıları günümüze dek ulaşmış. Su deposunun alt kısmı toprak içinde üst
kısmı ise açıkta inşa edilmiş. Roma Köşkü'nün yakınındaki bir başka Bizans sarnıcı,
Hristiyan resimlerinin parçalarını sergiliyor. Birbirine açılan üç bölümden oluşan duvar
resimlerinden birinde MS VI. yüzyıla ait yazılar bulunmuş. Sarnıcın ana paneli, yukarıda
İsa Mesih'in resminin yazılı olduğu balık ve bitkilerden oluşan bir su sahnesini tasvir
ediyor. Huni şeklinde yapılan yapı, üç bölümden oluşuyor.
Roma Villası: Amfitiyatronun güneyinde yer alıyor. Dönemin egemeni olan Romalılar
tarafından inşa edilen ve döneminde iki katlı bir bina olan bu yapı, sütunlu bir giriş, bir iç
avlu ve geniş bir oturma odasından oluşuyor.
St. Epiphanios Bazilikası:
Kıbrıs’ın en büyük bazilikası olan Epiphanios, Roma Villası’nın biraz ötesinde bulunuyor.
MS 400 yıllarında Salamis Piskoposu St. Epiphanios tarafından Constantia metropol
kilisesi olarak inşa edilen bu anıtta, iki sıra taş sütunla ayrılmış orta nefin her iki tarafında
üç koridor bulunuyor. Campanopetra Bazilikası ile buluştuğu bazilikanın güney duvarında,
üzerinde yazılar olan taş bir tabut olan boş bir mermer lahit bulunuyor. Bunun, Arap
saldırıları sırasında imparator Leo tarafından kalıntıları Konstantinopolis’e götürülen
piskoposun mezarı olduğuna inanılıyor.
Campanopetra Bazilikası:
MS 4. yüzyılda Hıristiyanlık döneminde inşa edilmiş olan Campanopetra bazilikası, limana
uzak olmayan deniz manzaralı muhteşem bir konuma sahip. Batıda üç koridorlu
bazilikaya bitişik, her tarafında kemer altı bulunan geniş sütunlu dikdörtgen bir avludan
oluşuyor. Avlu içinde bir kuyunun yanı sıra merkezi apsiste bir piskopos kürsüsü ve diğer
din adamları için oturma yeri bulunuyor. Apsisin arkasında ise banyosu bulunan bir sauna
odası kalıntıları bulunuyor. Diğer bir odada, Roma dünyasında genellikle mermer, inci ve
camın kullanıldığı, bir resim veya desen oluşturmak için malzemelerin kesildiği ve
duvarlara kakma yöntemiyle oyulduğu popüler bir sanat olan opus sectile tekniğiyle
yapılmış etkileyici mozaikler bulunuyor.
Nikokreon Anıtı: Salamis’in son imparatoru olan Nikokreon adına inşa edilmiş.
Roma Hamamları: Gymnasium'un doğusunda yer alıyor. Antik kentin güneybatı
tarafında ise yarım daire şeklinde düzenlenmiş tuvaletler, boru hatları ve su depoları
bulunuyor.
Mezarlar:
Şehirde MÖ VII. ve VIII. yüzyıllara tarihlenen büyük kemerli mezarlar
bulunuyor. İnce kesme taş ve kerpiçten inşa edilen mezarlar, şehrin eski
sakinlerinin sosyal hiyerarşisine bir bakış da sağlıyor. Kazılarda açığa çıkarılan
mezarlardan bazıları gerek yapıları ve gerek zengin buluntularından dolayı Kral mezarları
diye adlandırılmış.
Fulya OMAÇ / Kıbrıs – Gazimağusa
Fotolar: Salamis Antik Kenti
#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
pub-1785681847249596 2497439732