TÜRK DİL BAYRAMI KUTLU OLSUN...
13. Yüzyılda Karamanoğlu Mehmet Bey, “beyliğinde Türkçe’den başka dil kullanılmasını” yasaklamış, ancak buyruğu birkaç ay sürmüştür. Karamanoğlu Beyliği'ni yıkan Selçuklular, Mehmet Bey'in buyruğunu da yok etmişler ve resmi dili Farsça yapmışlardır.

13. Yüzyılda Karamanoğlu Mehmet Bey, “beyliğinde Türkçe’den başka dil kullanılmasını” yasaklamış, ancak buyruğu birkaç ay sürmüştür. Karamanoğlu Beyliği'ni yıkan Selçuklular, Mehmet Bey'in buyruğunu da yok etmişler ve resmi dili Farsça yapmışlardır.
Devşirmeler tarafından yönetilen Osmanlı, Türk gibi Türk Dili'ni de yüz yıllarca dışlamış, bilim ve ibadet dili olarak Arapça, resmi dil olarak da Arapça, Farsça, Türkçe karışımı, "Esperento" benzeri Osmanlıca denilen uyduruk bir dil kullanmıştır.
Bu süre içinde Türkçe, sadece Türk halkı tarafından kullanılmış ve onların sözcüsü olan Halk Ozanları tarafından geliştirilmeye çalışılmıştır. Ancak eğitimden yoksun bırakılan halkımızın dilini geliştirmesi olası değildi...
Cumhuriyet ile birlikte öze dönülmüş ve Atatürk, yaptığı "Dil Devrimi" ile dilimizin geliştirilmesi için Türk Dil Kurumu'nu (TDK) kurmuştur. Ancak Atatürk'ten sonra başlayan karşıdevrimle, Dil Devrimi'nden de uzaklaşılmıştır.
"Dilini kaybeden ulusların kolayca yabancıların boyunduruğu altına gireceğini" bilen emperyalist ülkelerin yönlendirmesiyle Menderes iktidarı, tekrar Osmanlıca'ya dönmek istemiştir. Anayasa, "Teşkilat-ı Esasiye Kanunu" adı verilerek Osmanlıca'ya çevrilmiş, bakanlıklara "vekalet", Genelkurmay Başkanlığı'na "Erkan-ı Harbiyeyi Umumiye Reisliği" denmiş vs...
Ancak bunlar halk tarafından tutulmayınca kaldırılmış, fakat Türkçe ve TDK karşıtlığı hep sürmüştür. Örneğin, hostes yerine "gök konuksal avrat", İstiklal Marşı yerine "Ulusal Düttürü" gibi saçma sözcükler uydurularak bunların TDK tarafından türetildiği öne sürülmüştür.
Sonunda, Amerika tarafından yaptırıldığı artık açıkça anlaşılmış olan 12 Eylül Askeri Darbesi'nin Amerikancı generalleri, Atatürk'ün vasiyetini çiğneyerek TDK'nu, özerk yapısından uzaklaştırmış ve bir devlet kurumuna dönüştürerek karşıdevrimcilere teslim etmişlerdir.
Bunun sonucunu çevremize baktığımızda görüyoruz. Halk, tam da emperyalistlerin istediği gibi ikiye bölünmüş; bir kısım İngilizce, bir kısım Arapça hayranı olmuş.
Selçukluların kuruluş dönemlerinde Alp Arslan, Kılıç Arslan, Tuğrul, Melik Şah gibi Türk adlarını görürüz. Buna karşılık çöküş döneminde Keyhüsrev, Keykavus, Keykubat gibi Farsça adları görürüz.
Osmanlı'nın kuruluş döneminde de Ertuğrul, Ataman, Korkut, Orhan gibi Türk adlarının yerini, çöküş döneminde Abdülhamid, Abdülmecid, Abdülaziz, Vahidettin gibi Arap adlarının aldığı görülür.
Cumhuriyetin kuruluş yıllarında doğan çocuklara Mete, Teoman, Atilla, Oğuz gibi Türk adları verildiği görülür. Günümüzde ise bir kesimin çocuklarına Frenkçe, bir kesimin de Arapça adlar koymakta birbirleriyle yarıştıklarını ve yeni yeni adlar bulduklarını görüyoruz...
Selçuklu ve Osmanlı örneklerine baktığımızda "nereye gidiyoruz?" diye düşünmeden edemiyor, insan...
Mevla sonumuzu hayreyleye...